Yesevî Ahlakı ve Yüce Medeniyetimiz

 
“Yaşım altmış üçe yetti, bir gün yaşamamış gibiyim
Ah yazık! Tanrı’ya varmayan gönlüm kırık
Yeryüzünde “sultanım” diye ululanırken
Gamla dolup yer altına girdim işte…”
 
   Medeniyetimizin mimarlarından, Orta Asya’dan doğup asırlar boyu bütün dünyayı aydınlatan hikmet ve marifet güneşi Ahmet Yesevî Hazretlerini kâmil manada anlamak ve anlatmak pek tabi mümkün değildir. O ve onun gibiler yaşayan üstün ruhlardır. Onların hayatının her anından çıkarılacak birçok hisse vardır. Onları biraz da olsa anlayınca medeniyetimizin asıl hazinesini de bulmuş olacağız.
 
   Batı Türkistan’ın Sayram şehrinde doğmuş ve tasavvufi marifetleri Buhara muhitinde edinmiş bulunan Hoca Ahmet Yesevî, tarikat kurucusu, şair ve din büyüğü olarak Türk dünyasının manevi hayatını etkilemiş nadir kişilerdendir. Bilhassa Sır Derya çevresinde, Taşkent dolaylarında, Seyhun ötelerindeki bozkırlarda yaşayan köylü ve göçebe Türklerin kendisine ve onun tasavvufi tarikatı Yesevîliğe olan tutkunluklarından ötürü, tarihî şahsiyeti efsaneler altında gizlendi, kimliği menkıbelere karıştı. Hayatı hakkında bilgilerimiz çok azdır, hakkındaki menkıbeler ise ciltler dolduracak zenginliktedir.
 
    Kendisini bugün bile Şeyh Ahmet Yesevî’ye ve Yesevîliğe mensup sayan halk zümreleri Orta Asya’da mevcuttur. Etkisi ve etkinliği Anadolu, Orta Doğu, Balkanlar ve Avrupa içlerine kadar ulaşmıştır. Hatta Anadolu Türk-İslam medeniyetinin mimarı Hoca Ahmet Yesevî’dir dersek abartmamış oluruz. Nihayetinde Anadolu’yu fetheden ve mayalayanlar onun müritleri veya hayranlarıdır. Usul ve üslupları da O’ndan mülhemdir. 13. yüzyıl içinde Anadolu’da görülmeye başlayan Bektaşîlik, Babaîlik, Haydarîlik hep o millî Yesevîlik tarikatından çıkmış kollardır. İleride Yunus Emre’nin gaybdan gönderilmiş mürşidi sayılacak olan Hacı Bektaş ile aynı zamanda dinî destan kahramanı olan Sarı Saltuk, sonra Anadolu Ahiliğinin, pîri-mürşidi sayılan Ahi Evren, Osman Gazi’nin ermiş kayınbabası Ede-Balı, Orhangazi’nin mürşidi Geyikli Baba ve daha niceleri...
 
   Hoca Ahmet, Peygamberimize (sav) büyük aşkla bağlı olduğu gibi soy ahlakının yiğitlik, vefa, doğruluk hasletlerini de ruhuna âdeta kazımıştır.
 
    Ahmet Yesevî, tasavvufun nefsi köreltmek, tevazu, dünya malını hor görmek, soy ve din gözetmeksizin bütün insanları eşit saymak gibi yüksek görüşlerini, aklı ve fiiliyle benimsemiş; dervişliğin, kanaatin, fazilet ve değerini, dinî ahlaki öğütleri, peygamber ve evlâdına olan muhabbetini, dünya zevklerine düşkünlüğün zararlarını nasihatler hâlinde, mantık gücü ve iman kuvvetiyle yaymıştır. Samimi inanç ve davranışlarına hayran olan halk, ona çok bağlandı. Dünyada ve ahrette aziz saydı. Onu erenler katma çıkarıp şanına efsaneler donattı. Anadolu ve Türkistan evliyaları Hoca Ahmet’i Pîr saydılar. Öldükten 200 yıl sonra bile şöhreti ne kadar büyük olmalı ki, Timur Han, onun Yesi’deki mezarı üstüne, mimarlık şaheseri bir türbe yaptırmak lüzumunu duydu. Türbe, hem din hem sanat abidesi olarak, bugün de Türkistan’ın en kutsal ziyaret yerlerindendir. Yesevî’nin, Türkistan’daki Camii üzerinde şu ayet yazılıdır: “Gaybın anahtarı O’ndadır. O’ndan başka kimse bilmez.”
 
   120 yaşına kadar yaşadığı rivayet edilen Ahmet Yesevî’ye bugün de Türkistan’ın manevi büyüğü anlamına gelen “Hazret-i Türkistan” derler. Hazret-i Muhammed’e tutkunluğu dolayısıyla onun yaşadığı yıllardan fazla yaşamak istemediği söylenir. Peygamber, 63 yaşında vefat ettiğine göre, o da 63 yaşına gelince kendisine yer altında bir hücre kazdırmış, kalan ömrünü, günsüz güneşsiz, orada tamamlamıştır.
 
   Ahmet Yesevî, hem yüksek şahsiyeti hem büyük teşkilatçılığı hem de hikmetleri ile Türklük dünyasının her tarafına, dolaylı veya açık tesirleri görülmüş, bugün hâlen fikirleriyle yaşayan nadir büyüklerimizden biridir.
 
   Yesevî ahlakı temiz bir inanç demektir. Yesevîlik, Hakk’ı baş tacı yapıp, her işinde Peygamber Efendimizin sünnetine uyarak, dinî önce kendi özünde benimsemiş şekilde samimi ve ihlaslı olmaktır. Akıl ve iman arasındaki denge sırrına erenlerin gittiği yoldur O’nun kılavuzluk yaptığı dergâh… Onun yolu der ki sadece abid olmak yetmez aynı zamanda zahit olmalı ki marifet ve hakikate erişilsin. Yani İslam sadece ibadet değildir daha fazlasıyla güzel ahlakı yaşatma ve yaşama disiplinidir. Ona göre doğru, dürüst, helal haram bilen, vefakâr, fedakâr, sevgi, muhabbet, aşk ehli, aklı ve mantığı da çalışkan kişidir Müslüman.
 
   Yesevî gibi inanç abidelerimizden öğreneceğimiz çok güzel hasletler olduğu aşikârdır. Her şeyin maddiyatla belirlendiği günümüzde ne kadar çok ihtiyacımız var Yesevî ahlakına oysaki… Bizi biz yapan ve dünyaya yüzyıllar boyu yüce bir medeniyet kazandırmamızı sağlayan asli unsurlar işte bu temiz yollardır. Ne mutlu bu temiz ve kutlu yolun yolcularına.

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik