GENÇLİĞİN BUGÜNKÜ MESELELERİ: DEĞERLERDEN YOKSUNLUK ve BAĞIMLILIK

Gençlerle Baş başa
 
Gençliğimizde büyüklerimiz bize Rahmetli Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in Gençlerle Baş başa kitabını okumamızı önerirlerdi. Kendisini “terakkir bir muhafazakâr” olarak nitelendiren büyük fikir adamı Başgil’in bu kitabını ben de okudum. Üzerimde derin tesirleri olan ve hala çevremdeki gençlere önerdiğim, 1949 yılında basılan bu eşsiz eserde 7 ana başlık vardır. Bunlar; “Muvaffak Olma Yolunun Tehlikeleri ve Düşmanları”, “Muvaffak Olmanın Şartları”, “Terbiyenin Ruh ve Karakter Üzerindeki Tesiri”, “Muvaffakiyet ve Verimli Çalışma”, “Çalışma Hayatının ve Umumiyetle Muvaffak Olmanın Kanunları”dır. Ali Fuat Başgil kitabın başında gençliğin ve ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan tembellik konusuna değinir ve sadece gençlerin değil hepimizin üzerinde önemle düşünmesi gereken şu tespitte bulunur; “Muvaffak olma yolunda senin ilk büyük düşmanın tembelliktir. Burada sana tembelliği tarif edecek değilim. Onu sen, ben, hepimiz az çok tanırız. Zira öteden beri denile geldiği gibi “İnsan tembel bir hayvandır.” Yalnız ben sana şunu söyleyeceğim ki tembellik insan karşısına çıkıp da mertçe savaşan bir düşman değildir’’. Devamında Başgil, toplumumuz ve gençler açısından artık bir hastalık haline gelen bazı telkinleri dile getirir, bunlardan özellikle uzak durmamızı öğütler. Hastalık haline gelmiş ve gençleri tembelliğe yeise sürükleyen telkinler şunlardır:
 
• Adam sen de…
• Çalışanlar ne olmuş sanki?
• Hayat dediğin bir şanstır.
• Şansın varsa, her şeyin var demektir.
• Şansın yoksa kendini parçalasan da bir şey olamazsın.
• Zaten suyu getiren de testiyi kıran da bir.
• Hem bir işin olacağı varsa sırt üstü yatsan da olur, olacağı yoksa yırtınsan da olmaz.
• Hele dursun bakalım, şimdi şöyle
yaslan da yarın sabah yaparsın.
 
Her dönem için geçerli olan bu başucu eserin, “samimi gayretin önündeki engeller”, “tembelliğimize üretilen mazeretler” konuları üzerinden değerlendirildiğinde bugünkü meselelerimiz için de son derece yol gösterici olduğu görülecektir. Fakat bugün gençlerimiz için Rahmetli Hoca’nın dikkat çektiği tehlikelere iki konu daha eklemek mümkündür: “Gençlerin mefkûre/ülkü yoksunluğu” ve “gençlere ve toplumumuza yönelik en sinsi hastalık olarak bağımlılık”.
 
 
Nasıl Bir Gençlik?
 
Günümüz gençliği ile ilgili “gençliğin değer yargıları aşınmış, dejenere olmuş’’ gibi ifadeleri sıklıkla duyarız. Oysa aşınan ve dejenere olan değer yargıları sadece gençlere ait olan şeyler değildir. Bu değer yargıları topluma aittir. Toplumun değer yargıları aşınırsa, gençlere ait olan değer yargıları da aşınır. Gençlik içerisinde bulunduğu toplumdan farklı değerlendirilemez. Eğer bugün bir gençlere musallat olmuş mefkûre yoksunluğundan bahsedeceksek; bunu sadece gençlere bakarak yapamayız.
 
 Gençlere bir “mefkûre’’ verildiği takdirde o “mefkûre’’ye ulaşabilmek için yoğun çaba gösterirler. Tabi önce inanç gereklidir. İnanmadan başarmayız. Bu inanç şüphesiz önce Allah’a duyduğumuz inanç olmalıdır. Sonrasında ise hedefe ulaşma kararlılığı, toplumun geleneksel değerlerine sahip çıkma azmidir. Şimdi Allah inancı olmayan yapılar bile özveri ile şevk ile çalışıyor. Kendi toplumunu dünyayı değiştirmek istiyor. Ancak, imanlı gençlik ise tabiri caiz ise “üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi’’ yaşıyor. Ne kendini değiştirebiliyor ne de toplumu ve dünyayı değiştirmek için bir istek duyuyor.
 
Üstad Necip Fazıl; sadece yaşadığı dönem için değil; toplumumuzun her zaman ihtiyaç duyduğu gençliği tarif ederken şöyle der: Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, öcünün davacısı bir gençlik... “kim var! “ diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert “ben varım!” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik... Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Ana Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.
 
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..
 
 
Gençlik bir “mefkûre’’ etrafında birleşemez ise toplumun geleceği ile ilgili de endişe duymak gerekir. Gençliği 1000 yıldır sahibi olduğumuz bu coğrafyada inşa ettiğimiz kardeşlik hukukumuzdan, dinimizden ve geleneksel değerlerimizden kaynaklı bir mefkûre ile donatmak zorundayız. Üstad’ın istediği gençliği kurmak mümkündür. Bu coğrafyanın, bu dinin ve tüm farklılıkları ile bu milletin mayası güçlüdür. Yapmamız gereken gençliğe sahip olduğu mayayı hatırlatmaktır. Gençliğe sahip olduğu aile bağlarını, geleneksel değerlerini ve en önemlisi nasıl bir tarihin çocuğu olduğunu hatırlatmaktır.
 
Şüphesiz tüm gençlerin bir “mefkûre’’ etrafında birleşmesini sağlayamayız ancak toplumu sürükleyecek topluma “dinamizm’’ verecek olan bir “ülkü’’ “mefkûre’’ etrafında toplanacak gençler mutlaka olacaktır. Mutlaka temel derdi, telefonunun markası, sosyal medyada aldığı “like” sayısı olamayan gençler mutlaka olacaktır.
 
Gençler ve Bağımlılık
 
Toplumların gerilemesinin ve bozulmalarının en önemli sebeplerinden birisi de bağımlılıktır. Bugün gençler için en temel tehditlerden biri de bağımlılık meselesidir. Ayrıca bugün bağımlılık çeşitleri artmış; gençlerin zorlu yolculuğunda onları sendeletecek tuzakların sayısı artmıştır. Bundan sadece on yıl önce bağımlılık deyince akla sigara, alkol, madde bağımlılığı gelirken, son dönemde sosyal medya ve teknoloji bağımlılığı da ciddi anlamda genç dimağları tehdit eder duruma gelmiştir.
 
Yapılan araştırmalarda alkol kullanma yaşı giderek düşmektedir. Gençler, daha çok arkadaşlarından etkilenerek, merak duygusundan, özentiden dolayı alkole başlamaktadır. Son dönemde “alkopop’’ denilen tatlandırılmış alkollü içecekler çocuk yaştaki gençlerin alkol ile ilk kez tanışmasına sebep oluyor. Televizyon dizileri ile de özendirilen alkol ve sigara tüketimi her geçen gün ciddi anlamda gençleri tehdit etmekle birlikte başta esrar olmak üzere uyuşturucu madde kullanımı da gençler arasında oldukça yaygınlaşmaktadır. Yapılan araştırmalarda gençlerin %10’unun en az bir kez uyuşturucu madde kullandığını göstermektedir.
 
Ülkemizde son dönemde Yeşilay başta olmak üzere, TAPDK gibi kurumlar bu konuda ciddi çalışmalar yürütmektedir. Yasaklarla bu tür alışkanlıklardan kurtulmak maalesef çok mümkün değil. Gençlerin ilgi alanlarına göre spor, müzik, fotoğrafçılık vb. gibi kendilerini ifade edebilecekleri ortamlar oluşturmak gerekir. Hepsinden önemlisi de ailelerin yoğun iş temposuyla gençleri ihmal etmemesi, mümkün olduğunca onlarla zaman geçirmesi gerekir. Gençleri manevi yönden güçlendirecek ilk adres şüphesiz onların aile ortamlarıdır.
 
Tütün mamulleri ile mücadele de bir o kadar önemli bugün sigara kullanımının birçok hastalığın sebebi olduğuna dair hiçbir şüphe kalmamıştır. Masum gibi gösterilen nargile kullanımı da sinsice gençleri tütün mamulleri bağımlısı yapmaktadır. Bir nargilenin kırk adet sigaraya eşdeğer olduğu söylenmektedir. Gençlerin sosyalleşme araçlarından birisi olan alkol ve tütün mamulü kullanılan ortamlar yerine başka ortamlar oluşturulmalı gençlerin bu ortamlardan kurtulmasını sağlamak gerekir. Son yıllarda ülkemizin tütün ve tütün mamullerinin kapalı alanlarda kullanıma karşı gösterdiği mücadele son derece önemlidir. Dumansız hava sahasının genişletilmesi gençleri bu bağımlılıktan korumak için son derece önemli adımlardır. Ancak sadece tütün değil alkolde ve diğer bağımlılık türlerinde de gençlerin ilk rol modelleri olan anne/babaların bu tür illetlerden uzak durmaları son derece
önemlidir.
 
 İleri teknolojiye sahip hayatımızın yeni bağımlılık türü ise teknoloji ve sosyal medya bağımlılığıdır. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken bir taraftan da birçok yönü ile hayatımızı tehdit etmektedir. Bunların başında sosyal ilişkiler gelmektedir. Öyle ki aynı evde bile birbirimizle nerede ise teknoloji ya da sosyal medya üzerinden iletişim kurma noktasında geldik. Öyle ki uzaktakiler ile iletişim kurmamıza yarayan icatlar olan telefon ve bilgisayar yakınımızdakiler ile iletişim kurmamıza engel oluyor.
 
Sosyal Medya öylesine gençlerin hayatına girmiş ki en önemli “enformasyon’’ kaynakları sosyal medya olabiliyor. Gezi olaylarında gençlerin provoke edilmesi için bu mecranın nasıl kullanıldığını görmüştük. Yine hatırlanacağı üzere, Diyarbakır, Suruç ve Ankara’daki bombalamalarda sanki bu bombalamayı yapan devlet, yaptıran da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’mış gibi bir algı yaratılmaya çalışıldı. Gençlerin sosyal medyaya duydukları güven ve sahip oldukları bağımlılık nedeni ile bu gibi yıkıcı ve yalan haberlere nasıl itimat ettiklerini hep birlikte gördük.
 
Sonuç olarak genç olmak zor bir şeydir. Genç insanın içinde bir yandan her şeyi yapabileceğine ilişkin büyük bir enerji, diğer yandan da geleceğe ilişkin duyduğu derin kaygı aynı anda bulunur. Genç etrafı birçok tuzakla çevrili biridir. Ancak istikameti kesin, donanımı güçlü bir gemi nasıl ki büyük fırtınalara bile göğüs gerebiliyorsa; mefkûresi sağlam, iradesi güçlü bir genç de tüm bu tuzakları atlatabilir. Ancak bunu yapabilecek gencin önce çıktığı limanın güçlü olması, okyanuslara açılırken o limanın onu eksiksiz hazırlaması gerekmektedir. Bu liman ise önce aile, sonrasında ise içinde 0bulunduğumuz toplumdur.

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik