İnsan Okur!

Okumak ve yazmak, medeni hayatın iki önemli eylemi olmak yanında hayatı anlama ve anlamlandırmanın da yoludur. Okumayan ve yazmayan bir insan meyvesiz kuru bir ağaca benzetilebilir. Okumak; gerekli, önemli ve dahası elzem. İyi ama neden? Okumak ne manaya geliyor. Daha kolay anlaşılması bakımından okumaktan muradın neler olduğunu şöylece özetleyelim:

Okumak, kendin bilmektir! Büyük Türkmen bilgemiz ve şairimiz Yunus Emre’nin ifadesince okuyan insan evvela kendi varlığını fark eder, hayatı doğru anlamlandırır. Her iki Dünya için doğru ve güzel işler yapmaya gayret eder. Kısacası okumak, kendimizi ve hayatı değerli hâle getirir. 

 Okumak, Hakk’ı bilmektir! Yine, Yunus’un ifadesince okumak bizi Hakk’a götürür. Nitekim, kendini bilen, sahibini de bilir ve O’na yöneltir. Kendini ve Hakk’ı bildirmeyen ilim, yine Yunus’a “kuru bir emek” olarak değerlendirilmiştir. 

Okumak, insanı huzur ve mutluluğa götürür. Hemen bütün kutsal kitaplarca önemli bir emir ve tavsiye olarak insanlığa bildirilen okuma işi, her uygar insanın yapması gereken hayatî ve bir o kadar da zevkli uğraşlardan birisidir. Hayatîdir; çünkü insan sürekli olarak yeni bilgilere ihtiyaç duyar ve kimi bilgiler hayat kurtarır. Okumak, zevkli bir uğraştır; çünkü okumakla elde edilen bilgi, deneyim ve geniş ufuklar insana huzur ve mutluluk getirir.

Okumak, her dem taze kalmaktır. Okumak, hem bilgi bağlamında yenilenmek hem de ruhen, kalben dinç ve dingin kalabilmektir. Zihnen ve bedenen ebedî gençliğin yollarından birisi de okumaktır. Unutkanlık hastalığının devası çok kitap okumaktır. Sağlığı korumanın, dengeli ve düzenli beslenmenin yolu da okumaktan geçer. Billur gibi bir kalp ve şelale gibi bir beynin anahtarı da okumada gizlidir. 

Okumak, algılama ve anlamanın anahtarıdır. Çabuk ve doğru algılamanın, kıvrak bir zekânın, derin düşünmenin, geniş bir ufkun, güçlü bir hafızanın, empati yapabilmenin, etkili bir iletişim kurabilmenin ve güzel konuşmanın yolu da kesinlikle çok okumaktan geçmektedir. Araştırmalar demokratikleşme, düşünme ve üretme ile kitap okuma arasında bir bağlantının olduğunu da göstermiştir.

Okumak, geniş bir ufuk ve bakış açısı kazandırır. Evet, okumak zihnimizi, gönlümüzü ve ufkumuzu açar. Dünya’ya daha geniş bir pencereden bakmamızı sağlar. Dünya’da meydana gelen bu hızlı değişme ve gelişmelere ulaşmanın ve bu yarışta ülkemizi ancak çok kitap okumak ileriye götürür. Çağdaş uygarlık düzeyini yakalamak ve geçmek istiyorsak, ne yapıp edip öncelikle çocuklarımıza ve gençlerimize okumayı sevdirmemiz gerekiyor. Eğer bu alışkanlığı kazandıramazsak, gelecek nesiller, tıpkı bugünkü bazı büyükleri gibi, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan sabit fikirli insanlar olacaklardır. Bu durum ise, en dehşetli gericilik ve hatta ilkelliktir.

Okumanın faydaları saymakla bitmez. Her kitap, yeni dünyadır, keşfedilmeyi bekler. Okuduğumuz her kitap, bizi başka dünyalara taşır. Okumak; düşünen, üreten, eleştiren duyarlı bireyler yetiştirmenin tek yoludur. Okumak, insana öz güven kazandırır. Okumak, insanı zararlı insanlardan ve alışkanlıklardan korur. Okumak, bireylerin problem çözme, karar verme, planlama, yeni fikirler üretme ve fikirlerini yayma, duygusal zekâsına katkı sağlamada ilaç gibidir. Okumak, empati kurabilmek, kendi kararlarını verebilmek, yaşına uygun olgunlukta davranabilme kabiliyeti kazandırır. Okuma alışkanlığı, aslında her derdin devasıdır. İnsanı hak ve hakikate götürür. Millet, vatan, bayrak, devlet duygularını güçlendirir. İnsanları fikir köleliğinden kurtarır. Başkalarının esaretinden korur. Yanlış ve sapkın düşünce ve telkinlere karşı kalkan olur. Benjamin Franklin, ne kadar güzel söylemiş: “Bir ülkede okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bu gafletten doğacak felaketler azalmaz.” 

Kitap okumanın gerekçeleri ve sağlayacağı faydaları anlatmak için ciltler dolusu eserler vermek gerekir. Kalkınmış ve gelişmiş ülkeler incelendiğinde, bu başarının temelinde okuma eyleminin yattığı görülür. Nitekim, James Hawel: “Dünyayı yöneten, kalem, mürekkep ve kâğıttır.” Nitekim kitap okumak geçmişteki uzun ve yorucu tecrübeleri bir anda bize kazandırabilir. Ömrünü harcayıp bir buluş yapan veya deneyimlerini yazan bir insanın kitabını okumak aynı zamanda onun bilgi ve deneyimine de ulaşmak demektir. 

Aydınlanma çağında çocuklarımıza okumayı acaba nasıl sevdirebiliriz? Bunun en önemli adımı aile bireylerinin -tabiî ki en başta anne ve babaların- kitap okuma konusunda örneklik etmeleridir. Aile içi iletişimde televizyona ve sosyal medyaya ayrılan zamanın en az birkaç katını okumaya ayırmak gerekir. Okumayla elde edilen yeni bilgi ve deneyimler aile için iyi bir sohbet konusu olabilmelidir.

Aileler, okuma kaynaklarına ayıracakları parayı ihtiyaç listelerinin başına koymalı; hiçbir harcamadan çekinmemelidirler. Böylelikle, çocuklar bu yönde motive edilmelidir. İlköğretim okullarında, bütün derslerin dışında ‘okuma dersi’ adı altında bağımsız ve sınavsız bir ders konulmalı; bu saatlerde yapılan ve başarılarını doğrudan etkileyecek olan bu toplu okuma etkinlikleri, bir biçimde öğrencilerin karnelerine yansıtılmalıdır.

Bütün okullarda, ciddî ödüller içeren okuma yarışmaları düzenlenmeli ve çok kitap okuyan öğrencilere toplum içinde özel bir saygınlık kazandırılmalıdır. Okumayınca kendimizi anlatabilecek zenginlikte sözcük hazinesine sahip olamayız. Bir şeyden daha mahrum kalırız: Okumadığımız için başkalarının hayatları hakkında bilgi sahibi de olamayız. Bu durumda doğal olarak kendi dünyamızın, kendi yaşantımızın dışında başka dünyaların da olduğu gerçeğini kabule yanaşmayız. Kabul etsek bile bu dünyaları, bu kez de anlamaya yanaşmayız.

Kitaba para harcama konusunda oldukça cimri olan bizler, kitap okumaya ayırdığımız zamanın bir Norveçli 300 katını, bir Amerikalı 210 katını, bir İngiliz 87 katını ayırıyor. Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan üç kat daha fazladır. Okumanın bizlere neler kazandıracağını bile bile bunu yapmamamız aslında ilginç bir konudur.

Millî Eğitim Bakanlığı, kitap okuma üzerinde bir araştırma yapmış bu araştırmada ‘Niçin okumuyorsunuz’ sorusuna verilen cevaplar şu şekildedir: “Yüzde 50 kitap okuma alışkanlığım yok, yüzde 16 yeterince zamanım yok, yüzde 10 boş zamanım çok yoğun geçiyor, yüzde 10 TV ve sosyal medyaya zaman ayırıyorum.” Aslında biz kitap okumayı alışkanlık hâline getirebilsek hiç böyle saçmasapan bahanelerle uğraşmazdık.

Gerek kitap ve gazete okuma konusunda gerek para, gerekse zaman konusunda cimri olduğumuz gibi bazı konularda hiç de cimri olmadığımız bir gerçektir. Ülkemizde 95.000 kişiye bir kütüphane düşerken 95 kişiye bir kahvehane düşmektedir. Bir kitabın zar zor 3-5 bin baskı yaptığı ülkemizde bir kaset, (CD) milyonlarca satabilmektedir. Kitaba para vermeyen aydınlarımız bile sigaraya milyonlar verebilmektedir.

Genel anlamda bütün toplumda ve kamuda kitap okumaya, bilgi edinmeye, derin düşünmeye, hayal kurmaya, eser üretmeye; kısacası sanat ve sanatçıya değer ve önem verilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Okullar, camiler, kışlalar ve bütün iş yerleri kitaplarla süslenmelidir. 

Asla unutmayalım ki günümüz de geleceğimiz de kitapların satır aralarında gizlidir. Unutulması muhtemel bilgiler, hatırlarda değil; ancak ve ancak satırlarda korunabilir! Dolmadan boşalmak, okumadan da yazabilmek mümkün değildir. Yazısız medeniyet olmaz!

Sonuç olarak tercih bizim elimizde; ya kitap ve hayır dua okuyacağız ya da birbirimize lanet, beddua  ve meydan okumaya devam edeceğiz! Sözü Francis Bacon’un güzel bir tespitiyle noktalayalım: “Kendini kurnaz zanneden insanlar okumayı küçümserler, basit insanlar ona hayran olurlar, akıllı insanlar ise ondan faydalanırlar.” Okumaktan mana, Allah’ın verdiği aklı doğru ve güzel kullanmaktır!..

Son sözümüz şudur: Ülke olarak ya okuyarak düze ve aydınlığa çıkacağız ya da gaflet uykusuna dalarak karanlığa saplanacağız!!!

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 15/7 Çankaya / Ankara

  • 312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik