Emperyalizmin En Güçlü Silahı: Yabancı Dille Öğretim

Dünya tarihine uluslararası ilişkiler bağlamında bakıldığında, tarihin önemli bir kısmını emperyalistişgaller oluşturmaktadır. Emperyalist güçler, gayelerine ulaşmak için gözlerine kestirdikleri ülkelere ekonomi, eğitim, kültür, teknoloji, terör vb. birçok açıdan baskı uyguladıkları görülmektedir. Uygulanan ülkesine göre fark etmekle birlikte, bu yöntemler esasen aynı gayeye hizmet eder: Hedef ülkenin kaynaklarını sömürmek ve kendisine bağımlı kılmak… 

Emperyalistgüçler, hedeflerine ulaşmak için çok değişik yöntem ve araçlar kullanmaktalar. Bunlar arasında öylesi bir araç vardır ki bir milleti veya devleti uzun vadede kökten etkileyecek türdendir. Bu yöntem özünde örtülü emperyalbir gaye taşıyan yabancı dille öğretimidir. Bu yöntem görünüşte ve ilk adımlarda pek masumdur. Emperyal güçler, işin başında hedef ülkeye “uygarlık, çağdaşlık, bilimsellik, teknoloji” gibi cilalı kavramlarla yaklaşarak dillerini öğretmek isterler.

Nitekim tarihsel tecrübeler gösteriyor ki emperyal amaçlı devletlerin her şeyden önce kendi dillerinin öğrenilmesini özendirdikleri gözlenmektedir. Sömürgelerin müziğine, mimarisine, giyimine kuşamına dokunmazken özellikle ve öncelikle dillerine el atmaları dikkat çekicidir. Çünkü dilin, her işin anahtarı olduğunu gayet iyi bilmektedirler.

Emperyal güçler, bir yandan dillerini öğretmeyi gizli emellerini gerçekleştirmede örtülü bir yol olarak kullanırken öbür yandan da teknolojik ve uygarlık açılarından ilerleyebilmeleri için kendi dil ve kültürlerinin kayıtsız şartsız kabul edilmesi gerektiği hususundaçok yönlü ve sinsi psikolojik baskılar da uygulamaktadırlar.

Anadilinizi iyi bilip bilmediğinize bakılmaksızın, yabancı bir dil bilmek, bir üstünlük olarak takdim edilmekte ve hatta ilgili dillerle öğretim yapmak bilimselliğin, “kültürlü” sayılmanın, bir iş sahibi olmanın tek yolu olarak dayatılmaktadır.

Emperyalistler, sömürgecilik emellerini özellikle ve öncelikle eğitim ortamlarında uygulamaktalar. Ülkemizde de uzunca bir süredir yabancı dil(ler), bir sömürü aracı olarak kullanılmaktadır. Ne yazık ki hâlen ülkemizde ilkokuldan başlayarak her eğitim kademesinde yabancı dl öğrenimi özendirilmekte; özellikle yükseköğretimde yabancı dille öğretim kalitenin neredeyse tek göstergesi olarak takdim edilmektedir. Oysa yabancı dil veya diller, bilim için amaç değil araçtır. Dil, ilme alettir. Sömürgeci mantığıyla bakıldığında yabancı dil öğrenmek ve onunla öğretim yapmak, amaç konumundadır. Tıp ve teknoloji gibi kimi özel alanları istisna tutarsak, yabancı dil öğrenmek ve onunla öğretim yapmak, ülkemize bilgi üretme noktasında acaba ne kazandırmaktadır? Burada şu noktayı özellikle açmamız gerekir: Kararınca ve gereğince, yabancı dil veya dilleri öğrenmek; doğru, gerekli ve önemlidir. Ne var ki yabancı dil öğrenmek yalnızca İngilizce öğrenmeye hasredilmiş; İngilizce öğrenmiş olmak, bilim ve teknoloji için yeter şart kabul edilmiş; öğrenilen bu dille neler üretildiği göz ardı edilmiştir. Daha açık ifade etmek gerekirse, yabancı dilleri öğrenmekle ne tür yenilikler ve üretimler yapıldığı yalnızca dil biliyor olmanın gölgesinde kalmaktadır. Yani, yabancı bir dil (özellikle İngilizce) bilmek, bilimsellik için yeterli kabul edilmektedir. Uygulamada,  yabancı dil(ler), bilimsel araştırmalar yapılması ve bilim adamı yetiştirilmesi konusunda araç olmaktan çıkmış/çıkarılmış, amaç konumuna getirilmiştir. Yabancı dil(ler)in işlevi, amacından saptırılmıştır. Şunu asla unutmayalım ki bilimsellik dille değil, ürettiklerinizle ölçülür!

Öte yandan ana diliniz başta olmak üzere, bütün kültürel değerleriniz, yabancı dille öğretim yapmak yüzünden geri plana atılmakta, hatta değersizleştirilmektedir.

Dilin millet hayatındaki rolü düşünüldüğünde konunun önemi daha da iyi anlaşılacaktır. Nitekim aynı dili konuşan insanlar “millet” denilen sosyal kurumun temelini teşkil ederler. Prof.Dr. Mehmet KAPLAN, dilin millet hayatındaki rolünü şöyle ortaya koymaktadır: “Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir vasıta olduğu için, insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak “duygu ve düşünce birliği” olan bir cemiyet, yani “millet” haline getirir. “(Kaplan, 1985). Emperyalistlerin bu oyunu yüzünden Türkçe ve diğer yerel dillerimiz tehdit altındadır. Bu tehdit yalnızca dille sınırlı olmayıp milli bütünlüğümüze zarar verecek derecededir. Bu durumu gözlemlemek için büyük şehirlerin caddelere, AVM’lere ve sahillerdeki tabelalara bakmak yeterlidir. Yabancılaşmanın bu dereceye gelmesi hiç de doğal bir gelişme değildir!

Türkçenin diğer dillerle etkileşmesi özünde doğaldır. Çünkü kıtalara sığmayan, son derece hareketli bir hayat süren, devletler ve imparatorluklar kuran büyük Türk milletinin dili, elbette, diğer dillerle yakın ilişkilere girecektir. Bu durum hem tarihî bir zarurettir hem de Türk’ün eşsiz hoşgörüsüne son derece uygundur. Esasen, yabancılaşma konusu, eşzamanlı düşündüğümüzde tarih içinde pek fazla sıkıntıya da yol açmamıştır. Her şeyden önce şunu da belirtelim ki biz, Türkler içimizdeki özgüven ve hoşgörü duygularıyla yabancılarla ilişki kurmaktan hiçbir zaman çekinmemiş ve herhangi bir art niyet taşımamışızdır. Dilimizle yabancı diller arasındaki ilişkiler, zamana ve zemine göre artmış veya azalmıştır. Bu anlamda asıl sıkıntı, 19.yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarından günümüze uzanan süreçte yaşanmaktadır.

Dilimizin bugün için yabancı dillerden bir hayli etkilendiği bir gerçektir. Hatta bu durum, karşılıklı alış veriş ve yabancılaşma kavramlarının çok ötesinde âdeta bir istila noktasındadır. Türk milletinin bildiği her kelime ve kalıp, kökeni yabancı dahi olsa, bizce, yabancılaşma içinde değerlendirilmemelidir. Çünkü bir biçimde dilimize girmiş ve halka mal olmuş kelimeler artık dilimizin söz hazinesine katılmıştır. Günlük hayatımızda sıkça kullanılan “kitap, neşe, üniversite, telefon” gibi kelimelerin yabancı kökenli olduğu artık neredeyse unutulmuş ve herkesçe benimsenmiştir. Bizim üzerinde durmak istediğimiz ise, olağan dışı aşırı etkilenmeler ve bunların halka yansımadan zorla benimsetilmeye çalışılmasıdır. Bir yandan da Türkçe karşılıkları varken yabancı dillerden alınan sözlerin kullanılmasıdır: “de facto, catering, konsensüs, jenerasyon, asimilasyon, primitif, ontolojik, rekreasyon” gibi. Bu tür sözler yanında, son zamanlarda çok sayıda hazır söz kalıpları ve hatta cümle şekilleri de dilimize sokulmaya başlanmıştır: “Duş almak, Taksi almak, Kızılay yapmak, Kendinize iyi bakın...” gibi.

Dilde yabancılaşmanın sebeplerine indiğimizde, karşımıza çok farklı etkenler çıkmaktadır. Her şeyden önce etkilendiğimiz yabancı dilleri, bulunulan coğrafya, devletlerarası ilişkiler, din ve medeniyet bağları, ticaret, tarihî şartlar belirlemektedir. Bunlara başka sebepler de eklemek mümkündür. Ülkemizde son yıllarda yoğun bir biçimde yaşanan dilde yabancılaşma konusunda yukarıda saydığımız doğal sebeplerden ziyade, bilinçsiz tutumlar belirleyici olmuştur. Kimi aydınlar ve sanatçılar, bilgili ve kültürlü olduklarını gösterebilmek için, düşüncelerini eksik anlatma pahasına dillerine yabancı sözleri dolamaktadırlar. Olur olmaz yer de uysa da uymasa da yabancı sözlerle konuşmak, aydın görünmenin en kolay yolu hâline gelmiştir ne yazık ki!

Türkçe’deki yabancılaşma, olağan sınırları bir hayli aşmıştır! Bu noktada ülkesini, milletini, devletini, kültürünü seven herkese önemli görevler düşmektedir. Öncelikle aydınlar, sanatçılar ve politikacılar dilimiz konusunda daha duyarlı olmalı; edebî Türkçe’yi konuşmak için gayret etmelidirler. Türkçemiz gerekirse yasayla korunmalı; bu amaçla TBMM’de kadük olan “Türkçeyi Koruma Yasası” en kısa zamanda çıkartılmalıdır.

Dünyanın en köklü dillerinden birisi olan Türkçe, aynı zamanda bu topraklarda yaşayan herkesin ortak bir kültürel değeridir. Bu konuda hepimizin duyarlı ve bilinçli olması, tarihi bir zarurettir. Türkçe bilincinin ilk halkası Bilge Kağan’dan başlayarakKâşgarlıMahmud’dan Karamanoğlu Mehmet Bey’e, Ali ŞîrNevâyî’ye, Âşık Paşa’ya, Aydınlı Visalî’yeTatavlalıMahremî’ye Edirneli Nazmî’yeGaspıralı İsmail’e, Ömer Seyfeddin’e, Ziya Gökalp’a kadar uzanan bu tarihi silsileyi sürdürmek kültür emperyalizmine karşı çekilebilecek en güçlü settir. Türkçe giderse, hepimiz bu topraklardan gideriz! Tuzak ve kurgu, bunun üzerinedir…

Empeyalizmin bu sinsi tuzağını bozmak için, eğitim ve kültür politikalarımızı gözden geçirerek çocuklarımızı yabancıların oyuncağı olmaktan kurtarmanın tedbirlerini almalıyız. Hiçbir ağacın köksüz ayakta duramayacağı gerçeğini hatırlayarak çağdaşlaşmaya, modern dünyaya ayak uydurmaya çalışırken köklerimizi de asla unutmamalıyız. Ruhumuza zorla sokulmaya çalışılan kendimizden nefret, kendimizden kopma, tarihini küçük görme gibi düşünceleri modern dünyanın yöntemleriyle çürütmeli ve ortadan kaldırmalıyız. Düşünce dünyamızı ve hayat tarzımızı, millî değerlerden başlayarak evrensel değerlere uzanacak biçimde düzenlemeliyiz.

Sonuç olarak Türkiye’de kültür emperyalizminin en güçlü unsuru olan yabancı dil silahının bir an önce durdurulması gerekmektedir. Sömürgeciler, çiçek buketine gizlendikleri bu silahla eğitim, kültür, ekonomi vb. sahalarda insan kitlemizi oyalamaktadırlar. İnsanımızın enerjisi heba edilmekte, ülkemiz sinsice ve adım adım emperyal amaçlar uğrunda tefrika tuzağına sürüklenmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın ısrarla ifade ettiği “Dünya beşten büyüktür.” sözünün önemli bir ayağı da yabancı dil dayatmasıdır. Bizi ve bütün mazlum milletleri yok etmek isteyen emperyalistler yabancı dil kartını mükemmel şekilde ellerinde tutmaktadırlar. Şimdi bu oyunu bozma zamanıdır! Emperyalistlerin yabancı dil dayatma ve tuzaklarına artık dur deme zamanı gelmiştir.

Dünyadaki bütün diller değerli ve önemlidir. Her dili öğrenmekte büyük fayda vardır. Ancak, sömürgeci dillerin insanımızın emek ve enerjisini daha fazla harcamasına izin verilmemelidir. Bütün yerli ve milli değerlerimize sahip çıkmak, emperyalizme karşı en önemli ve en güçlü mücadele olacaktır. Bu mücadele aynı zamanda, her zaman ihtiyacımız olan milli duygu, milli şuur, milli bakış, milli görüş, milli hareket, milli dayanışma ve milli güç için gerekli enerjiyi de sağlayacaktır.
 
 

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik