TÜRKİYE‘nin EKSENİ "EN SEVGİLİYE DUYULAN AŞKTIR"

İnsan Eksenli Sistem

Büyük Türkçe Sözlükte “eksen” ve “mihver” kelimeleri aynı anlamlarda kullanılmıştır. Buna göre eksen/mihver bir cismi iki eşit parçaya bölen çizgi; bir konunun ağırlık noktası, en önemli kısmı anlamlarında kullanılmıştır (Doğan, 1996).

Konuya Türkiye’nin ekseni özelinden bakıldığında Türkiye’yi içinde bulunduğu zorlu coğrafyada ayakta tutabilecek, onu Türk Dünyası ve İslam Âlemi’nin ağırlık merkezi ile dünyanın denge noktası yapacak siyasal, sosyal, ekonomik ve askeri hazır bulunuşluk durumunun ne olacağı konusu büyük önem arz etmektedir. Türkiye’nin eksenini anlamak ve bu konuda bazı çıkarımlarda bulunmak için Türkiye’yi bir sistem olarak yakından tanımak gerekir. Bir imparatorluk bakiyesi olan Türkiye’nin geçmişi, medeniyet paradigması, tarihi, dini ve kültürel referansları bugünün insanına neyi anlatmaktadır? İçinde bulunduğumuz coğrafyayı yönetme zorluğu ve zorunluluğu yanında, kendi gücümüz, insan kalitemiz ve dünya klasmanında bizimle mücadele eden devletlerin niyeti ve gücü hesaba katılmadan Türkiye’nin eksenini gerçekçi biçimde ortaya koymak mümkün değildir.

Sistem, en küçüğünden en büyüğüne kadar önceden belirlenmiş ortak amaçları başarmak için bir araya gelen insanların oluşturduğu dinamik bir yapıdır. Ortak amaçları başarma istek ve iddiası önemli olmakla birlikte bu durum bir yapıyı tek başına sistem özelliğine kavuşturamaz. Sistem ayrıca birbirine dayalı parçaları/unsurları/alt sistemleri içerir. Bu alt sistemler arasında sıkı bir ilişki, etkileşim ve koordinasyon olmadan sistem hayatiyetini sürdüremez. Nihai amaçlarını başarmak ve sürdürülebilir hale getirmek isteyen her sistem dünya ile irtibatlı olmalı, çevresiyle ilişki kurarak konumunu güçlendirmeli ve pozitif enerji ile sürekli yenilenerek yoluna devam etmelidir. Sistem, ancak bu vasıflara sahip olduğu zaman bütünlük vasfına güçlü biçimde sahip olur ve ancak o zaman ekseni tayin edilebilir. Buradan anlaşılacağı üzere sistemin varlığı, ortak amaçları başarma potansiyeli, canlılığı, gücü, organizeli oluşu ve bütüncül yapısı onun eksenini belirleyen önemli ölçütler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye binlerce yıllık geçmişi, tarihi mirası, milli/dini kimliği ve sahip olduğu insan potansiyeli ile büyük sistemler/devletler kurmuş güçlü tecrübeye sahip bir devlettir. Atalarımızdan bize miras kalan güçlü ve özgün medeniyet paradigması, varoluş felsefesi, insan yetiştirme sistemi ve ilim yapma geleneği, geçmişimizle beraber bugünümüzü, bugünümüzle birlikte geleceğimize dönük ortak ve nihai amaçlarımıza yön veren tarihi ve kültürel kodlar ihtiva etmektedir. İnancını, sanatını, edebiyatını, dilini, duygularını, özlemlerini, hasretlerini, acılarını ve kaderini tarihin akış çizgisinde aynı merkezde buluşturan (Tevhid) milletimiz, geçmişte olduğu gibi bugün de var olma ve var etme, yaşama ve yaşatma söz ve iddiasından asla vaz geçmemiştir. Kendi içinde uyumlu işleyen alt sistemler ihtiva eden güçlü bir devlet nizamına gelmek için yeni insan, yeni toplum ve yeni devlet tasavvuruna ihtiyaç var. Bizi maddi ve manevi tüm unsurlarıyla dinamik ve bütüncül bir devlet nizamına ulaştıracak ortak anlayış ve değerler setini beyinlere ve kalplere nakşetmek gerekiyor. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”, “Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek” ilkeleri bu yeni oluşumun mihver ilkeleridir.

Sistemin ana ekseni insan olduğuna göre onu mutlu edecek, onurunu yüceltecek, kadrini baş tacı edecek politika ve stratejilere yönelmek gerekir. Bunun için eğitim ve insan yetiştirme modelinden başlamak gerekir.  Bugüne kadar uygulana gelen yanlış eğitim ve yetiştirme sistemleriyle kırılgan hale getirilen insanımız, aile yapımız, toplumsal dokumuz ve siyasal sistemimiz yeniden tahkim edilmeli, her türlü fitne-fücura, isyan ve tuğyana dayanıklı hale getirilmelidir. Türkiye, sahip olduğu maddi ve manevi tüm güçleri seferber ederek; insan kaynağımızı ortak amaçları başarma yolunda eğitip, eyleme geçirerek; içeride tutarlı ve barışık alt yapılar kurarak ve dışarıdan gelebilecek zarar ve saldırıları akl-ı selim politika hamleleriyle boşa çıkartarak sağlam bir eksene oturabilir. Açıkça söylemek gerekirse Türkiye’nin ekseni, öncelikle dışarıdaki düşmanın gücünden çok, Türkiye’nin içe dönük gücünden geçmektedir. İçini sağlama almayan hiçbir sistem dışına mukavemet gösteremez.  

Türkiye’nin Ekseni İslam Kardeşliğidir

Türkiye’nin sisteminden Türkiye’nin eksenine geçerken dikkate değer bir kavram “sistemin sınırları” kavramıdır (Bursalıoğlu, 1997). Sistemin sınırları, sistem ile çevresi arasındaki engellerin kaldırılması ve sistem için hayati önem taşıyan uygun şartların yaratılması demektir. Sistemin işlemesi bu eksen içinde olur. Fiziki sınırları geçmek yeterli değildir, psikolojik sınırları da aşmak gerekir. Sistemin sınırları, sistemin çevresindeki sistemler ile etkileşen çizgilerinden meydana gelir ve sistem çevresini/eksenini tayin eder. Buna göre sistemin çevresi/ekseni, bir yandan sistemin kendi fiziksel ve psikolojik sınırları aşma kapasitesine, öte yandan etkileşimde bulunduğu diğer sistemlerin varlığı ve gücüne göre belirlenir.

Konuya sistem açısından bakıldığında, Büyük Türkiye idealine inanan kadroların “iç sistem ve dış çevre” perspektifine sahip olmaları beklenir. İç sistem-dış çevre perspektifi, içerdeki sorunları çözerken bu sorunların içe dönük kaynakları ve çözümleri kadar, dışa dönük kaynakları ve çözümlerini de hesaba katmak gerektiğini hatırlatmaktadır. Zira hiçbir sistem içine kapanarak, çevresel güçlerin niyet ve eylemlerini hesaba katmadan ve hatta bunları boşa çıkartmadan kalıcı çözüm üretme kapasitesine ulaşamaz.

Türkiye son yıllarda siyasal, sosyal, ekonomik ve askeri alanda farklı bir faza geçmiş, kendisine eksen tayin edilen bir ülkeden, kendi eksenini tayin eden/etmeye çalışan bir ülke konumuna gelmiştir. Yüz yıllık parantez içinde Türkiye’ye rol, görev ve sınır biçenler tutmayan projelerinin ardından yeni senaryoları devreye koymaya çalışmaktadırlar. Mücadele eski Türkiye ile yeni Türkiye’yi isteyenler arasında birçok cephede devam etmektedir. Askeri-sivil bürokrasi, ekonomi, medya ve eğitim alanında mevzi kaybedenler, içerideki ve dışarıdaki tüm güçleri ile terör etrafında son kozlarını icra etmektedirler. Türkiye’nin yerli ve milli güçleri ile yersiz ve gayri milli güçleri arasındaki büyük mücadele tam bağımsız bir Türkiye olma ve olmama mücadelesi etrafında devam etmektedir.

Askeri alanda dışa bağımlılığı azaltarak kendi milli silah sanayisini güçlendiren Türkiye, sağlıkta büyük reformlar yaparak Türkiye’yi sadece ülkemiz insanları için değil dünya insanları için de cazibe merkezi yapmaya gayret etmektedir. Türkiye’nin her iline yapılan hava alanları, birçok ilinde inşa edilmekte olan büyükşehir hastaneleri, yüksek hızlı trenler, köprüler ve bölünmüş yollar şehirlerimizi yüksek kaliteli seyahat imkânları ile birbirine bağlarken, “İslam Kardeşliği” ekseninde yürütülen siyasal değişim ve dönüşüm hamleleri de insanımızı sahte aidiyetlerden kurtarıp gerçek aidiyetlere yönelterek gönülleri fethetmeye devam etmektedir. İnsanımız dünyanın herhangi bir yerinde horlanan, acı çeken, mağdur edilen soydaş ve dindaşlarını yakından takip edip, maddi ve manevi imkânlarını seferber ederken, dünyanın bütün coğrafyalarında yaşayan soydaş ve dindaşlarının da teveccüh, dua ve yüksek takdirini kazanmaya devam etmektedir. Türkiye’nin içe dönük onarım ve dışa dönük ilgisinden rahatsız olan çevreler de bu arada boş durmamakta, içeride ve dışarıdaki mevzilerini kaybetmek korkusuyla bütün saldırı araçlarını devreye koymaktadırlar. Bu bağlamda dış devletler içimizdeki gayri milli unsurları her türlü yıkıcı faaliyette kullanırken, içerdekiler de ilk fırsatta dış destekçilerini Türkiye’ye karşı kışkırtmaya ve saldırtmaya çalışmaktadırlar. Milletin devletiyle sarsılmaz bağlar ile bağlandığını ve her türlü yıkıcı operasyonlara rağmen milletin kararlı duruşundan taviz vermediğini gören iç ve dış güçler (başta Amerika olmak üzere) artık niyetlerini saklamakta bir beis görmemekte, Türkiye’nin terör örgütü dediği örgütlere terör örgütü demeyeceğini açıkça ilan etmekte, her türlü dış destek ve yardıma rağmen Türkiye’nin hendeklere gömdüğü terör örgütleri yerine yenilerini kurup harekete geçirmekte ve Türkiye’yi hata yapmaya zorlamaktadır. Bu arada soykırımın âla yöntemlerini uygulayıp bize soykırım çamuru yapıştırmaya yeltenen Almanya, Ermenistan’ı Azerbaycan’a karşı kışkırtan Rusya, mezhepçiliği milli politikası haline getiren İran ile eksenimiz sınırlanmaya ve içimize kapanmaya zorlanmaktayız.  
     
Osmanlının yıkılışından bu yana Türkiye’ye yön ve eksen tayin eden iç güçler ve onların dış destekçileri olan devletler, Türkiye’nin 2023 hedeflerine emin adımlarla yürüdüğünü, içeride ve dışarıdaki oyunları boşa çıkardığını, dünyanın Nemrudları ve Firavunları tarafından kurgulanmış gayri insani ve adaletsiz dünya sistemini eleştirdiğini ve bozmaya çalıştığını, Çanakkale ve Kut’ul Amare ruhunu yüz yıllık bir uyutmaya rağmen unutmayıp canlı tuttuğunu, geçen 563 yıllık süreye rağmen fethin ruhuyla hâlâ yanıp tutuştuğunu, Kudüs’ün kurtuluşunu, Ayasofya’da tekbir seslerinin yankılanmasını bir aşk derecesinde arzu ettiğini gördükçe çıldırmakta, haçlı ruhuyla saldırmaya ve yarım kalmış hesaplaşmayı tamamlamaya çalışarak Türkiye’yi kutlu yürüyüşünde bir yol kazasına uğratmaya çalışmaktadırlar.

Türkiye’yi tarihi, kültürel, dini ve milli aidiyetleri ile buluşturmaya çalışan kadrolar ise sistemin eksenini gerçek ve sağlam bir yörüngeye oturtmaya, içerde devleti milletle kaynaştırırken, dışarıda da Türkiye ile arasına konan engelleri ortadan kaldırmaya ve sistem için hayati önem taşıyan uygun şartları oluşturmaya gayret etmektedirler. Türkiye içeride ve dışarıda sadece fiziksel engelleri değil, psikolojik engelleri de yok ederek yol almaktadır. Geçmişten bu yana biriktirilen her türlü dini, mezhebi ve etnik aidiyet sorunlarının üstüne cesaretle giden, bu sorunları demokrasi ve hukuk içinde çözen bir Türkiye, içeride sınırlarını tahkim ederken, dışarıda da eksen genişletme yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Türkiye içeride milleti ve devleti ile bir ve bütün olma yolunda tüm engelleri ortadan kaldırmaya çalışırken, dışarıda da yeryüzünün mazlum ve mağdur coğrafyalarına her türlü maddi ve manevi yardımı sürdürmeye, gönül bağlarını güçlendirmeye devam etmektedir. Suriye savaşında yurdundan göç etmek zorunda kalan milyonlarca Suriyeliye kucak açan Türkiye, Filistin davasında Filistinlilerin, Bosna savaşında Boşnakların, Azeri-Ermeniler arasındaki Dağlık Karabağ savaşında Azerbaycan’ın, Rusya-Ukrayna Savaşında Ukrayna’nın, Mısır’daki demokratik güçlerle, darbeci güçler arasındaki mücadelede seçimle işbaşına gelen Muhammed Mursi’nin yanında yer alarak her şartta güçlünün değil, haklının yanında olduğunu ve meseleye çıkar değil, insan perspektifinden baktığını istisnasız biçimde ispatlamıştır. Türkiye bir yandan Myanmar’daki katliama ses çıkarırken, diğer yandan Doğu Türkistan’ın haklarını korumaya, Afrika’ya Osmanlıdan bu yana gidilmemiş ülkeleri ziyarete ederek bu toprakları yeniden ihya etmeye, Ortadoğu, Asya ve Afrika’nın birçok ülkesinde askeri üs kurmaya TİKA ve Kızılay vasıtasıyla dünyanın her yerine insani, kültürel, eğitim ve sağlık yardımları götürmeye gayret etmektedir. Uzun yıllar içine kapanmış bir Türkiye’nin içerde ve dışarıda fiziksel ve psikolojik bariyerleri yıkma hamleleri her geçen hısım ülkelerin umutlarını artırırken, hasım devletlerin de varlığı ve gücünü tehdit etmektedir.

Türkiye’nin Ekseni Yeniden Diriliş Potansiyelidir

Türkiye, insanlığın dirilişi yolculuğunda önüne çıkan tüm engeller ve güçlerle boğuşmak zorundadır Aşkın kalbe yolculuğu bir kez başlamışsa onu durduracak güç yoktur. Sezai Karakoç’un “İnsanlığın Dirilişi” adlı eserinde ifade ettiği gibi “Bir taşın kovuğunda binlerce yıl bekleyip de çürümemiş bir tohum, elverir şartları bulur bulmaz nasıl yeşerir ve yeryüzüne yeşil mutluluğunu uzatırsa, insanlığın geçmişinde, tarihte gizli tohum halindeki düşünceler, ülküler, kuvvetler de, bu nevi ateşten bekleyiş saatlerinde, yeni bir ilhamın ışığında, gün ışığına çıkmağa ve hakikat sistemi olarak göğermeğe başlarlar” (Karakoç, 2013). İşte bu ifadeler Türkiye ve Türkiye üzerinden ümmetin yeniden diriliş hikâyesini özetlemektedir.
Buna göre Türkiye’nin ekseni, Türkiye’nin yeniden diriliş iddiasına, bu iddiayı ispatı vücut haline getiren gayretine, çok çalışmaya, ilimde, fende, teknolojide, eğitimde, yönetimde namzet şahsiyetler yetiştirmeye; beşeri sebepler bazında yapılması gereken ne varsa yapmaya; külli sebepler bazında Allah’ın rızasını ve cemal sıfatını layık-ı vechiyle hak etmeye,
Türkiye’nin ekseni, fetih ruhuna, Allah’ın lütfüne mazhar olmaya “inanıyorsanız mutlaka en üstün olan siz olursunuz” (Âl-i İmran 139), ayetinin hikmetini anlamaya; “Bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez” (Ra’d 11) mesajının içerdiği değişim ve dönüşüm kanununu idrak etmeye ve gereğini yapmaya,
Türkiye’nin ekseni, “Allah’ın sünneti? İşte o sünnetin köşe taşları: Musa toplumuna dedi ki: Allah’tan yardım isteyin ve dirençli olun! Bilin ki yeryüzü Allah’ındır, kullarından dilediğini oraya mirasçı kılar: Mutlu son sorumlu davrananlarındır” (Arâf 128) ilahi fermanının içerdiği evrensel ilkeye gönülden bağlanmaya,
Türkiye’nin ekseni, “Hani, inkârda direnenlerin kalbini malum gurur -cahiliye gururu- kaplarken, Allah, elçisine ve mü’minlere iç huzuru bahşetmiş ve onların sorumlu davranma (takva) sözüne sadık kalmalarını sağlamıştı. Zira onlar buna fazlasıyla layık ve ehil idiler ve zaten Allah her şeyi hakkıyla bilendi” (Fetih 26) ayetiyle müjdelenen Rahmani vasıflarla bezenmeye,
Türkiye’nin ekseni, “Doğrusu Allah, o ağacın altında sana biat edenlerden razı olmuştur; üstelik O onların kalbinden geçenleri de bilmekteydi; işte bu yüzden onlara içi huzuru indirdi ve kendilerini yaklaşan bir fetihle ödüllendirdi; bir de elde edecekleri sayısız ganimetle… Ve zaten Allah her işini mükemmel yapar, her hükmünde tam isabet kaydeder. Allah size elde edeceğiniz daha birçok ganimet vaat etti: nitekim O size olan bu ikramını öne almış ve insanların elini üzerinizden çektirmiştir ki hem mü’minler için bir belge olsun hem de sizi dosdoğru bir yola yöneltsin” (Fetih 18-20) mealindeki Rabbani lütuf ve ikramların sadece geçmişte değil, elverir şartlar oluştuğunda bugün de yeniden tezahür edeceğine inanmaya bağlıdır.
Nitekim geçmişe bakıldığında müjde listesinin ilk sırasını Hayber’in fethi oluşturmuştu ve arkası çorap söküğü gibi gelmişti. Allah Resulü vefat ettiğinde Kur’an’ın hükmettiği topraklar Batı Avrupa büyüklüğüne ulaşmıştı. Sonraki birkaç on yıl içinde sınırlar doğuda Asya steplerine ve Hind-Çin sınırına, kuzeyde Kafkaslar’a ve Anadolu’ya, Batı’da Akdeniz’e, güneyde okyanusa dayanmıştı. Bu fetih Endülüs eliyle Fransa’nın Preneleri’ne, Osmanlı eliyle Viyana’ya, Babürşahlar eliyle Hind alt kıtasına, Müslüman tüccarlar eliyle Malay, Endonezya ve Java adalarına kadar götürülmüştü (İslamoğlu, 2009).
Sezai Karakoç’un yerinde tespiti ile “insanlık yüz yıllar boyunca fıtratına cevap veremeyen bunalım, ışıksızlık, cevapsızlık ve ruh yoksunluğu karşısında yaşanmaya değer bir inanç, varoluş, yorum ve anlam aramaktadır” (Karakoç, 2013). İnsanlığın kuruyan ruh köküne hayat verecek en esaslı ve güçlü ses Türkiye’den yükselmektedir. Tüm insanlık Türkiye’nin ayağa kalkmasını, kabuk çatlatmasını, toprak yarmasını ve hakikat sisteminde mihver olmasını beklemektedir. Ayarı kaçmış dünya nizamına bir ayar, ışığı sönmüş yeryüzüne bir ışık, yolunu şaşırmış insanlığa bir rehber, dengesi kaymış bir dünyaya bir denge getirmek bir kez daha Peygamber sevdalısı insanımıza düşmektedir. “İşte böylece Peygamber size örnek ve model siz de insanlığa örnek ve model olasınız diye sizi dengeli bir ümmet yaptık” (Bakara, 143) mesajı model olma, örnek sunma, denge kurma ve eksen tayin etme görevinin bu millete ve gönüldaşlarına verildiğini haber vermektedir.

Türkiye’nin Ekseni “En Sevgiliye” Duyulan Aşktır

Eksenini Allah ve Resul’ünü merkeze koyarak tayin eden ve bu eksen üzerinden yüz yıllar boyunca dünyaya hükmetmiş bu aziz millet, yine aynı eksen üzerinden yol yürümeye karar vermiş ve yeniden diriliş seferine çıkmıştır. Şairin dediği gibi “Cemâli bulmak için yola çıkan sâlik, ancak celâlin potasında yana yakıla kemâli elde edebilir” (Doğan, 2013). Son sözü “En Sevgiliyi” eksene koyan Sezai Karakoç söylesin. Onun ekseni bizim eksenimiz, Türkiye’nin ekseni, ümmetin ekseni, insanlığın ekseni olsun inşaallah.
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar mademki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir var vardır
Hep suç ben de değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgünü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
SEVGİLİ
EN SEVGİLİ
EY SEVGİLİ”
 
Kaynakça

Bursalıoğlu, Z. (1997). Eğitim Yönetiminde Teori ve Uygulama. Ankara: Pegem Yayıncılık
Doğan, M. (1996). Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: İz Yayıncılık.
Doğan, A. (2013). Aşk’ın Kalbe Yolculuğu. İstanbul: Değişim Yayınları.
Karakoç, S. (2013). İnsanlığın Dirilişi. 10. Baskı, İstanbul: Diriliş Yayınları.

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik