Birey, Aile, Medya ve Toplumsal Dönüşüm

İletişim teknolojileri ve yeni medya ortamlarının her konuda olduğu gibi birey, aile, toplum üzerinde de ayrı ayrı dönüştürücü etkisinin olduğu artık her ağızdan duyulabilecek bir “tespit” haline geldi…

Kuşak çatışmalarının veya farklılıklarının artık kullanılan veya muhatap olunan iletişim araçlarıyla ifade edildiği, okuryazarlık tiplerimizin yaşlarımızı ve duruşumuzu belirlediği bir iklimde kuşkusuz ki üzerinde çok durmamız, tartışmamız, konuşmamız ve fikir üretmemiz gereken konuların başında birey olarak bizler, bireylerden mürekkep aileler ve ailelerle inşa edilen toplum gelmektedir.

Tıpkı matematikte olduğu gibi, kuşakları da artık birtakım harflerle ifade ediyoruz. X, Y, Z nesillerinden söz ederek, bunlar arasındaki ayrışmanın özünde kullandıkları iletişim ortamlarından olduğunun altını çiziyoruz. Kullandıkları iletişim ortamları aslında kişiliklerini, bakışlarını, duruşlarını, dünyayı algılayışlarını ve geleceğe dair yaklaşımlarını da bir yerde betimleme gücüne sahip bu kuşakların…

Öncesiyle birlikte 1979 yılına kadar doğanlara X kuşağı, nesli deniliyor. Bu nesil birtakım teknolojik gelişmeleri görüp, hayatın konforunu tadan, bilimsel buluşlara şahit olan bir nesildir. Dünyaya gözlerini açtıkları zaman birtakım buluşlar ve hayatı kolaylaştıran cihazlar icat edilmiş ve yapılmıştı. Çamaşır makinasından, radyoya, televizyona, kasetçalarlara, ses kayıt cihazlarına kadar birçok konuda dünya bir gelişme temin etmiş idi. Ancak bunların belli bir yaşı aşmalarıyla birlikte bu cihazların her birinde dönüşümler olduğu gibi, bilgisayarın evrimi, internetin yaşama dâhil olması gibi pek çok husus ve bunların getirdikleri de yine şahit oldukları arasındadır. Bütün bunlar olup biterken bu neslin gelinen her noktada sağlanan gelişmeleri çok yakından takip ve kullanabilme becerisine sahip olduğunu iddia etmemiz ise mümkün değil… Diğer yandan bu kuşağın çalışkan, üretken, temel toplumsal değerlere uyumlu, saygılı, disiplinli olduğunu da tabii olarak zikretmemiz lazımdır. Bu neslin ülkemiz nüfusunun büyük bir kısmını teşkil ettiğini de belirtmek gerek.

Y kuşağı/nesli ise genel nüfus içinde bu kuşaktan da daha büyük bir oranda ve aslına bakılırsa ülkemizin geleceği veya dinamik gücü diye ifade ettiğimiz bir kitledir. 1979-1999 doğumlular bu kitle içinde sayılırlar. Y kuşağı/nesli genel olarak yükseköğrenim görmüş veya o çağı bulmuş, eğitim düzeyi ile birlikte eleştirel duruşları da gelişmiş, umutlu ancak bir kısmı bunu tüketmek üzere olan, buluşlarla, yeniliklerle çok içiçe bir nesildir. Kendilerinden önceki her teknolojik gelişme ve konforun daha gelişmişini görüp deneyimlemiştir. Biraz daha başlarına buyruk, sorgulayıcı, öğrenme arzusu taşıyan bu kitlenin kendilerinden öncekilerle farkı teknolojiye daha fazla hâkim olmaları ve daha çok kullanmalarıdır. Özellikle internet temelli teknolojilerde bir önceki kuşak ile büyük bir ayrışma içindedirler.

Ancak iş ve diğer konularda kendilerinden öncekilerdeki bağlılık ve disiplin yoktur. İş daha çok para kazanmak, daha müreffeh bir hayat yaşamak içindir ve bu nedenle de daha iyi imkânlarla karşılaşıldığında değişebilirliği yüksektir. Bireycilik öne çıkmıştır.

Z kuşağı/nesli ise bu takvimlemeden de anlaşılacağı üzere 2000 sonrası doğan kuşaktır ki, daha henüz çocukluk dönemlerini sürmektedirler. Ancak bu çocukların önemli özelliği teknolojinin içine doğmalarıdır. Teknolojide gelinen her nokta bunlar doğduğunda zaten oluşmuştu ve hayat da bunlara göre yeniden kurgulanıyor.

Birey, aile ve toplum bakımından bir diğer tasnif ise böyle üçlü değil de daha yalın ve ikilidir. Dijital yerliler ve dijital göçmenler olarak yapılan bu değerlendirmede günümüzde artık 30 yaş ve altı kuşaklar belki otuzbeş bile diyebiliriz dijital yerliler olarak anılmaktadır. Bu kuşak dikkat edilirse Yve Z kuşağının bileşenidir ki, yine teknoloji ile irtibatlarını, yoğunlaşmalarını konu alarak bir tasnifleme sözkonusudur. Bu kuşak içindekiler yoğun bir şekilde teknoloji kullanmaktadır ve eğitim-öğretim içeriklerine ulaşmada ve hatta sosyal, toplumsal irtibatlarına da teknoloji üzerinden temas yolunu tercih etmektedirler. Teknolojinin olmadığı, özellikle bilişim temelli bir iklimin olmadığı bir dünya artık bu kuşak için mümkün değildir. Öyleki bu kuşakla ilgili ironik değerlendirmeler yapılırken içtikleri sütün kaynağı olan gerçek bir ineği belki de hiç fiziken görmedikleri dahi dile getirilir.

Dijital göçmenler için de yine bir takribi yaş skalası vardır. 30/35 üstü kuşaklar bu kapsamda görülmektedir. Bunlar ise, başka bir çağda doğmuş ama dijital dünya bunlar yaşarken ortaya çıkmış kuşaktır. Kendileri yaşarken ortaya çıkan dünyaya intikalleri ancak göçmenlerin intikalleri gibi, ucundan, kıyısından, köşesinden gerçekleşmektedir. Teknolojiyi tam olarak bilmeseler, kullanamasalar bile teknolojiyi geliştiren ve büyüten atmosfer bu kuşakların bilgi, birikim, çaba ve izni ile oluşmuştur. Aslında dünyayı yeniden formatlamanın, şekillendirmenin ve dönüştürmenin yolunu açan bu kuşakların kendilerinin beklediği ve umduklarından daha hızlı gelişen teknolojiye uyum sağlamaları bir hayli zor olmaktadır.

Okuryazarlık tipinde de bu kuşaklar arasında ciddi bir ayrışma, farklılaşma ve hatta çatışma olduğu açıktır. Göçmenlerin kâğıdı, selülözü tercih ettiği, yazıyı aradığı, harflerden metinlere ulaştığı bir ortam hala varlığını sürdürürken ve bunlar tarafından kodlanan okuryazarlık değerlerinde bu yapının arzulandığı görülürken; dijital yerliler ise tamamıyla kendi dünyalarının materyalleri ve ürünleri üzerinden bir okuma ve öğrenme süreci yaşamaktadır. Kendilerinden arzulanan okuryazarlık kodlarına uyum onlar için artık çok da mümkün olmayan bir geride kalmış yapıyı işaret etmektedir. Bu büyük çatışmanın sonucunda gelecek nesillere dair kaygılarımızı, endişelerimizi sürekli büyütsek de, bireyin, ailenin ve toplumun geleceğine dair endişeli bir yaklaşım sergilesek de hakikatte dijital yerlilerin okumadığı veya kendilerinden önceki kuşaklardan daha az okuduğu ve bilgilendiği düşüncesi aslında çok da gerçekçi değildir.

Burada önerilmesi gereken içerik oluşturma süreçlerinde teknolojinin dikkate alınması ve kuşakların yeni okuryazarlık modelinin gözetilmesidir. Çatışmaları büyütmenin yararı da anlamı da bulunmamaktadır. Eleştiriyoruz, çocuklarımızın teknoloji ile aşırı haşır neşir olmasının onları yalnızlaştırdığını, içe kapattığını, sorun çözme yetilerini öldürdüğünü ve daha çok fazla sayıda sıralayabileceğimiz, kendi değerlerimizle baktığımız zaman haklı olduğumuz sorunları dile getiriyoruz ancak kesinlikle olaya bütüncül bir yaklaşım içerisinde olamıyoruz.

Çocuklarımıza yönelttiğimiz bu eleştirilerde sadece teknoloji ünsiyetinin etkisinin olduğunu söylememiz çok doğru olabilir mi?

Aşırı şehirleşme, çekirdek ve hatta minik aile tipi, mahalle ve komşuluk ilişkilerinin gevşemesi, ebeveynlerin çalışıyor olması, kardeşsizlik veya boşanmış, parçalanmış aile çocuğu olmak gibi sorunların gittikçe hayatımızda daha fazla yer bulması bu sorunların temelini oluşturmuyor diyebilir miyiz?

Tüm bunlara ek olarak doğdukları andan itibaren çocuklarımıza dadılık yapmak üzere, iletişim araçlarını sunmamız, oyalanmaları için bilişim temelli cihazlarla muhatap etmemiz veya zaten eğitim öğretim süreçlerinin bir parçası haline gelen cihazları kontrolsüz ve kısıtsız bir şekilde çocuklarımıza veriyor olmamız sorunları tetiklemiyor diyebilir miyiz?

Elbette ki, sorunlar tıpkı matruşkalar gibi iç içe karşımızda diziliyor. Büyüklü küçüklü bu sorunların her birinin de bir diğerini doğurduğu ve tıpkı ona benzediği de açık.

Çocuklarımızın dijital yerliler olduğu kadar bu ülkenin, bu toplumun da yerlileri olarak var olmalarını temin için üzerimize büyük görevler düşüyor.

Dünyayı öğrensin, yesin yutsun ve başarıdan başarıya koşarak bir yandan çok müreffeh bir hayat yaşarken diğer yandan da göğüslerimizi kabartsın istediğimiz çocuklarımızın bu dünyada tutunabilmesi için, işte tam da bu yerliliğe ihtiyaç olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Teknolojinin sunduğu her iklimi ve bilgiyi alan, onlardan etkilenen çocuklarımızın doğal olan kuşak çatışmasının dışında bir de yabancılaşmaktan mütevellit bizden soğuması, uzaklaşması ilk bakışta bireysel bir sorun olarak karşımızda baş verse de, özünde aileyi tehdit eden ancak daha uzun vadede toplumu çürüten bir habis ur gibi dönüşü zor bir çözülmeyi getirdiğini pek çok örnekle yaşıyor ve görüyoruz.

Hal böyle olunca, daha gerçekçi düşünmek ve çözümler peşinde koşmak zarureti ile karşılaşıyoruz. Bu çerçevede, geçmişte hazırlık yapıp Türkiye gündemine soktuğumuz, Milli Eğitim Bakanlığı Müfredatı içine alınmasına katkı sağladığımız medya okuryazarlığı konusunun bir kez daha ciddiyetle ele alınmasını ve tüm çocuklarımız, gençlerimiz ve hatta ebeveynler için hayatlarının teknoloji tabanlı iletişim ortamları ile ilişkilerinde düzenli yürüyebilmesi bakımından yeniden gündemde önemli bir yere taşınmasını ısrarla tekrarlamak istiyorum.

Medyayı, içerikleri tıpkı bir obez gibi sorgulamaksızın tüketmek hiç akıl karı bir iş değildir. Hele kendimize göre hazırlamadığımız, bizi yansıtmayan, bize faydası olmayan, bizi bize yabancılaştıran içeriklere karşı dikkatli olunmasını temin etmek milli bir görevdir. Bu milli görevin ifasında, çocuklarımızı yetersizlikle suçlamak veya yabancılaşmalarını an be an gözlemleyip hayıflanmak yerine, tarihsel sorumluluğumuzun farkında olarak davranıp onları bilinçli medya kullanan ve tüketen bireyler haline getirmek lazımdır.

İçeriğini kendimiz üretmedikçe, kendi çocuklarımızı, nesillerimizi ve ihtiyaçlarımızı gözeterek bunu gerçekleştirmedikçe sürekli içerik ihtiyacı olan yeni teknolojilere bağlı medya ortamlarında çocuklarımız hep sorunlu olacaktır. Sonrasında çocuklarımızı suçlamaya hakkımız da olmayacaktır. Suçlamak da mantıklı ve makul değildir. Yani içerik üretiminde var olmak durumundayız. Kültür endüstrisi dışarı bağımlı hale gelmiş toplumların, ülkelerin ve buna aldırış etmeyen ailelerin sonunda kaybettikleri bireylerden dolayı üzülmesi bile anlamsızdır. Bu üzüntüleri yaşamayalım. İnsanlarımızın özünde en kıymetli sermayemiz olduğunu, hiçbirini bile kaybetme lüksümüzün bulunmadığını, kayıpların ve çatışmaların aslında bizlerin içinde bulunduğu kuşakların sorumluluklarını tam idrak edememesi dolayısıyla olduğunu da artık kabullenelim.

Eleştirel yaklaşımlar önemlidir. Çocuklarımıza mutlaka eleştirmeyi, mukayeseyi, muhasebeyi, değerlendirmeyi öğretelim. Bunu yapmak için zaten araştıracaklar, değişik kaynaklara ve bakış açılarına ulaşacaklar. Bu şekilde çocuklarımıza dair eleştirilerdeki “meraklarının az olduğu” düşüncesi de ortadan kalkacaktır. Merakı körüklemenin ve dolayısıyla bilgiye hâkim nesillere ulaşmanın yolu araştırmayı bir şekilde teşvikten geçmektedir. Eleştirel yaklaşımlar insanı araştırmaya, öğrenmeye ve sonsuz bir meraka doğru götürür. Sorgulamayan, sorgulayamayan insan tipi toplumların afetidir.

Nitekim kayıtsız şartsız uyumun, sorgulamaksızın itaatin büyük zararını 15 Temmuz faciasında “Altın nesil” saçmalığı ile bu ülkenin çocuklarından devşirilen ve robotlaştırılıp, yabancılaştırılan en sonunda ihanet şebekelerinin bir parçasına dönüştürülen yapı ile gördük.

Milletçe bedel ödediğimiz, halen travmaları süren bu yapının bir kez daha ve farklı bir şekilde karşımıza çıkmaması ancak öze dönüş ile kendimiz olmakla, aile odaklı ve değerler silsilesini yerleştirmekle mümkündür.

Çocuklarımız, gençlerimiz geleceğimiz, varlık nedenimizdir. Onlarla bağımızı kopardığımız bir dünya bizim için de onlar içinde çok çekilmez ve güvensizdir. Teknolojinin aramıza soktuğu bariyerlere, ayrılıklara bir de milli, yerli ve manevi değerlerimizden yoksun bıraktığımız; aile ve toplum ilgisini yeterince sunmadığımız bir kuşak farklılığı ilave edersek içinde bulunduğumuz yüzyıl da, gelecek yüzyıllar da bizim için zor olur.

Evden, yakın çevreye, mahalleye, aileye ve topluma doğru bir açılım; çekirdek aile olsak bile büyük aile ile ilgi, buluşma, sanallıktan fiziki ilgiye doğru yeniden temas ve mutlaka sorgulayan, araştıran, akleden, fikreden ve üretebilme kapasitesi olan kuşaklar için hepimiz ödevliyiz.

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik