Nasıl Bir Sivil Toplum?

Demokrasilerde çok seslilik, kamuoyu duyarlılığı, sivil toplum, yardımlaşma ve dayanışma, insan hakları gibi başlıklar çok önemlidir.

Güçlü bir kamuoyu duyarlılığı yoksa zaten güçlü bir demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir. Demokrasilerin toplumsal tabana yayılmadıkça sürdürülebilirliği zordur hatta imkânsızdır.

Demokrasileri ayakta tutabilmek, yaşatabilmek için toplumun tüm kesimlerinin benimseyeceği, temsil edileceği, var olabileceği bir ortamı inşa etmek gerekmektedir. Ancak bu şekilde toplumun değişik kesimleri ve bireyler, kendileriyle ilgili her hususta fikirlerini, düşüncelerini, kanaatlerini diğer kesimlerle ve bireylerle paylaşmak, seslerini duyurabilmek imkânı bulabilirler.

Demokrasileri belli periyodlarla temsilcileri seçmekten ibaret gibi görmek, demokrasiye eksik bir yaklaşım ve kabuldür. Elbette temsilcilerini seçmek demokrasiler bakımından çok önemlidir, ancak toplumun ve bireylerin katılım süreçleri bununla sınırlı olmayacak kadar büyüktür ve dinamiktir.

Toplum ve devlet hayatında her konuda seçim, referandum vb. gibi yollara başvurmak mümkün olmayacağına göre, bu yolların zor, zahmetli ve pahalı olduğu belli olduğuna göre kamuoyu duyarlılıklarını almak, bireylerle toplum ve devlet arasındaki ilişkiyi doğru bir şekilde götürebilmek için değişik mekanizmaların varlığına ihtiyacımız bulunmaktadır.

İşte tam da bu noktada karşımıza sivil toplum yapılanmaları çıkmaktadır. Bu yapılanmalar üzerinden her türlü kimlik, aidiyet, dinamik veya statik süreçler üzerinde bir fikir, kanaat ortamı geliştirilebilir.

Kitlelerin veya bireylerin kendilerini sistemin dışına itilmiş gibi hissetmelerinin, seslerinin kısıldığını, büyük kalabalıklar veya çok daha önemli görülen konular arasında kendilerine sıra gelmediği gibi endişelerinin giderilmesi de yine sivil toplum üzerinden gerçekleştirilebilir.

Dünyanın gelişmiş, refahı, kalkınmayı, toplumsal barış ve huzuru yakalamış birçok ülkesinde insanların toplumun kendilerine ait kesimi, kendileri dışındakiler ve devletle olan ilişkilerinde sivil toplumun muazzam bir katkısının olduğunu görmekteyiz.

Demokratik ülkelerde zaten bu katılımcı, çok sesliliği temin eden her türlü kurum ve kuruluş özendirilmektedir.

Bu türden yapıların sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya da etkisi yüksek olmaktadır. Toplumların büyük veya küçük karşılaştıkları her türlü kriz hallerinde sorumluluk üstlendikleri gibi, bireylerin olabilecek pek çok sorununda da yine bu yapılanmaların çözüm için pozitif katkıları bulunmaktadır.

Hal böyle olunca başlıkta sorduğumuz “Nasıl bir sivil toplum?” sorumuzun cevabını da belli ölçüde çerçevelemiş bulunmaktayız.

Bireyin ve toplumun demokrasi içinde, huzur, refah, mutluluk, güven ortamında kendisini daha iyi hissedebileceği, edilgen olmaktan çıkacağı, sesini ve sözünü yükseltebileceği, bunları yaparken de toplumun diğer kesimlerini ve bireylerini rahatsız etmeyeceği, korkutmayacağı, dertlerinin, beklentilerinin, dileklerinin başkalarınca da paylaşılabileceği bir ortam oluşturmaktır sivil toplum ile murat ettiğimiz…

Dolayısıyla, kendisini sivil toplum olarak değerlendiren yapılanmaları ele alırken ve değerlendirirken öncelikle bakmamız gereken hususlar da bu başlıklarla uyumu ile ancak değerli hale gelecektir.

Toplumsal veya bireyler için fayda üretmeyen bir yapılanmanın, format itibariyle sivil toplum örgütlenmelerine benziyor olması onun sivil toplum örgütü olarak kabulünü elbette ki beraberinde getirmez.

Öyle sivil toplum örgütleri var ki, maalesef görünüm itibariyle insan hakları, demokrasi, toplumsal yardımlaşma, sosyal dayanışma vb. pekçok tema ile yola çıkmış, çok geniş kitlelerce benimsenmiş olmasına rağmen değişik çıkarları, ülkeleri temsil etmekte veya dile getirdiği, kamuoyuna açıkladığı açık amaç ve hedefleri dışında gizli, saklı başka amaçlar ve hedefler için faaliyet gösterebilmektedirler.

Özellikle Batılı ülkelerin kendi ülkeleri dışında, çok uluslu olarak kurguladıkları sivil toplum örgütlerinin huzursuz, çatışma yaşayan, etnik ve mezhepsel sorunlarla boğuşan ülkelerdeki faaliyetlerinin çok iyi irdelenmesi gerekmektedir. Bunlara bakıldığında görülmektedir ki, bu türden yapılanmalar öncesinde toplumda çatışmalar veya ayrılıklar varsa bile belli ölçülerde iken bunların devreye girmesiyle birlikte daha üst noktalara çıkmıştır.

Yani, sivil toplum örgütü görünümüyle, adıyla faaliyet gösteren ulusal veya uluslararası bir alanı kapsayan pek çok örgütün esasında ilan ettiği faaliyetlerin dışında bilinmeyen hedefleri, oluşturmak istedikleri çıkarları bulunabilmektedir.

Elbette ki, demokrasilerin en vazgeçilmez unsurlarından olan sivil toplum örgütlerinin hepsine yönelik olarak bu boyutta bir şüpheciliği de doğru değerlendiremeyiz, hatta her uluslararası arenada faaliyet gösteren sivil organizasyonları bu kategori içinde ele alamayız ancak, hassasiyetlerimizi bir şekilde ifade etmez, her yapılanmayı kendilerini topluma takdim ettikleri amaç ve hedefleri çerçevesinde kabul edip değerlendirirsek o zaman da büyük yanılgılardan kurtulamayız.

Bu büyük yanılgılar ise maalesef karşımıza ölümler, kıyımlar, yıkımlar olarak çıkabilmektedir.

Şimdilerde ise, sivil toplumun tanımının biraz daha fazla ve farklılaştırılmak istendiği, uluslararası çıkarları temsil eden, ülkeler içinde ve dışında huzur ve güvenliği tehdit edebilecek yapılanmaların ulusal ve uluslararası hukuki takip süreçlerinden kurtulması veya kabul görmesi, destek bulması için değişik sivil toplum organizasyonları ile perdelenmek arzusunun fiiliyata döküldüğü bir dönemdeyiz.

Dikkat edilirse pek çok terörist yapılanmanın siyasi uzantıları yanısıra ayrıca sivil toplum yapılanmaları da oluşturdukları ve bunlar üzerinden bir meşruiyet ortamı yakalamaya çalıştıkları; bunlara yönelik devletlerce yapılan müdahale ve deşifre etme girişimlerinin ise demokrasi dışı ilan edilme çabaları sıklıkla oluşmaktadır.
Türkiye’de bölücü terör örgütüne yönelik önleyici faaliyetlerin mühim bir kısmını hemen aynı çevrelerin aynı üslup ve tarz ile “demokrasiye aykırı”, “çoksesliliğe tahammülsüzlük” gibi değerlendirmeleri tam da bu anlayışın ön tipik örneklerindendir.

Sivil toplum örgütlerinin terör ve şiddet ile nasıl bir ilişkisi olabilir? Bunlarla ilişki kurmuş, bunların amaç ve hedefleri ile aynı yönde faaliyet gösteren, şiddete başvurmayı meşru görebilen bir sivil toplum örgütü olabilir mi?

Maalesef artık gözleri kör eden, inançları törpüleyen, şartlanmış yaklaşımlar işi bu raddeye kadar vardırabilmekte, terör örgütlerinin değişik uzantılarını sivil toplum örgütü tanımı ve kapsamı içinde almak için uğraş vermektedirler.

Bunların kaynağına gittiğimiz zaman ise, kendi ülkelerinde ve toplumlarında hiçbir şekilde bu türden yapılanmalara izin vermediklerini, çok daha masum, gerçekçi, silahla ve şiddetle uzaktan veya yakından bağ kurmamış ama keskin söylemleri olan örgütleri bile yasa dışı ilan edip mensuplarına çok şiddetli bir yaklaşım içinde olduklarını da bilmekteyiz.

Çifte standart demek doğru olur mu bilmiyorum, çünkü çifte standartta bile aynı olaya iki ayrı davranış kalıbı vardır, biri veya öbürü. Ancak burada ikiden fazla, sürekli değişen, hiçbir standartla, parametre ile örtüşmeyen bir yaklaşım bulunmaktadır. O anda çıkarları neyi gerektiriyorsa o şekilde davranmak…

Türkiye’nin bu ikiyüzlü, standartsız, tutarsız, ahlaksız, örtük hedeflerle dolu sivil toplum örgütlerine karşı tedbir alması kesinlikle toplumsal duyarlılıklara aykırı, insan hak ve özgürlüklerini kısıtlamak gibi bir alana hapsedilemez, mahkûm edilemez.

Dünyanın hiçbir yerinde şiddeti ve terörü, toplumsal huzur ve barışı önlemeyi, engellemeyi hedeflemiş olan yapılanmalara adları ne olursa olsun, görünümleri ne şekilde ortaya çıkarsa çıksın izin verilemez. Bunlar anayasa ve yasalarla da men edilmiştir. Bu bağlamda yüzlerce ve hatta binlerce Batı ülkelerinden örnekler vermek mümkündür.

Nitekim Almanya ve Fransa ve diğer birçok Batı ülkesi, pek çok uluslararası ortamda müttefiklik ilişkimize rağmen bölücü yıkıcı terör örgütünün Türkiye’deki değişik uzantılarına ve elemanlarına demokrasi, insan hakları ve sivil toplum bağlamında sahip çıkarken, bunların kendi ülkelerindeki faaliyetlerine, sınırları içinde herhangi bir şiddet içeren eylem yapmamaları kaydıyla kendi ifadeleri ile “yerel sorunlarını kendi ülkelerine taşımamaları kaydıyla” izin vermektedirler.

Yani sözgelimi Almanya’da bir tehdit, haraç toplama, uyuşturucu pazarlama veya şiddet eylemi gerçekleştirdiklerinde faaliyetlerini derhal durdurmakta ve o elemanları sınır dışı dahi edebilmekte, örgütlerini ise derhal kapatmaktadırlar.

Aynı ilkesizlik karşımıza eğitim-öğretim amaçlı bir sivil toplum örgütlenmesi olarak çıkan 17-25 Aralık süreciyle ve sonrasında kanlı darbe girişimi ile ne kadar sinsi ve tehlikeli bir terörist yapılanma olduğu deşifre olunca artık Türkiye’de barınma ve bulunma şansı kalmayan FETÖ yapılanması için de geçerlidir.

Bu örgütün mensupları da pek çok çağdaş Batı ülkesinde ellerini kollarını sallayarak gezmekte, değişik sivil toplum örgütlenmelerini şemsiyesi ve koruması altında Türkiye’ye yönelik menfur faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Türk milletinin hamiyet duygularını suiistimal eden, çocuklarına daha iyi bir gelecek vaat ederek sinsi emellerine alet eden bu örgütün çıkarları için tüm insan hak ve özgürlüklerini yerle bir ettiğini, kutsallarını ortadan kaldırdığını, akabinde doğrudan silaha sarılıp anayasal düzeni, demokrasiyi yok etmeye uğraştığını bilmeyen mi var?

Bu olaylardan binde biri, sadece şüphe düzeyinde bile olarak Batı ülkeleri açısından bir sivil toplum örgütü veya yapılanması üzerinden gerçekleştirilmeye uğraşılsaydı acaba ne yaparlardı?

Ülkenin ve toplumun her kesimine tıpkı bir örümcek ağı gibi sirayet eden, yetmeyip dünyanın dört bir yanına adeta bir ahtapot gibi sarılmaya çalışan ve her attığı adımda Türk milletinin ve devletinin çıkarlarını tehdit eden, beka sorunu yaratan bu yapılanmanın kendi iddia ve ilan ettikleri gibi bir sivil toplum faaliyeti olarak değerlendirilmesi akılla, mantıkla, izanla bağdaşır mı?

Bunun içindir ki, başta söylediğimiz şekilde insanların ve toplumların huzuru, refahı, geleceği bakımından, çok seslilik, insan hak ve özgürlükleri, demokrasinin toplumsal tabanının güçlenmesi yönünden büyük veya mütevazı katkılar sağlayan örgütlere her zaman ihtiyacımız bulunmaktadır.

Bu örgütleri ne kadar çoğaltırsak, faaliyet alanlarını, temalarını ne kadar farklılaştırabilirsek o kadar sağlıklı bir yapı ortaya çıkarmış oluruz.

İnsanlarımızın ve içinde yaşadığımız toplumun namütenahi beklentilerine salt devlet imkânlarıyla veya kendi imkânlarımızla yetişebilmemiz mümkün değildir. Keza, bilgimizin, becerimizin, deneyimlerimizin yetersiz olduğu zamanlarda başkalarından faydalanabilmek için veya çok olduğu ama topluma bildiklerimi, yaşadıklarımızı, deneyimlerimizi, maddi ve manevi birikimlerimizi aktarabilmek için bu yapılanmalar çok kıymetlidir.

Birlikte kuvvet doğar demiş atalarımız.  Bizim milletçe tabiatımız, karakterimiz birliğe müsaittir.

Dünyanın ilk vakıf organizasyonları da, sosyal yardımlaşma ve dayanışma birlikleri de, ilim irfan meclisleri de, toplumu aydınlatmaya, şuurlandırmaya matuf yapılanmaları da yani sivil toplumun tüm öncülleri zaten bu milletin eseridir. Bu toplumun kültürel mirasıdır.

Bizim yönetsel yapımız da yine güçlü kamuoyunu hep önemsemiştir. İnsanlarımızın arzularının hilafına bir yönetim yapısını asla meşru görmemiştir.

Sonsöz olarak, birilerinin gizli, kapaklı arzularını tahakkuk ettirmek, Türkiye’nin ve aziz milletimizin geleceğini karanlık ellere teslim etmek amacıyla yapılan kökü içeride veya dışarıda organizasyonlara karşı her zaman uyanık olmak, ancak bu millete hizmet etmek isteyen, barışa, demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, bilime, insanlığa katkı sağlayan her yapıyı teşvik etmek zorundayız.
 

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik