Ailenin Otantik Değerlerini Korumak

İslam dünyasında değerlerle örülen aile tipolojisinin yaşadığı kavramsal ve olgusal kırılmaları makro düzeyde tespiti mümkün iken mikro düzeyde analizi meşakkatlidir. Zira uzun süredir Müslümanların yaşadıkları metafizik ve fiziksel çöküşünü ailenin kimlik erozyonuyla temellendirmek mümkündür. Kur'ân ve Sünnet gibi dogmatik ilkelerle şekillenen ve uzun süre bu kimliği koruyan aile yapımızın hangi gerekçe ve nedenlerle otantiklğini kaybettiği olgusu kapsamlı bilimsel araştırmaları gerektirmektedir.

'Değerler'ini kaybeden aile yozlaşmasını, ilk dönemlerde başlayan "iman-amel" ilişkisinin tartışmalarına bağlamak mümkün ise de yeterli bir gerekçe değildir. İmanı, pratik İslam olan amelden (ahlak) soyutlamanın irtidadî bir tehlike teşkil etmediğini ileri sürmek, 'yaşayan sünnet'i ihmal etmeyi körüklemediği söylenemez.Zira bu algı, 'amel-i salih' kavramı ile dışa yansıtılan pratik İslam'la ifade edilen ahlakî za'fiyete neden olmsına rağmen, sünnet pratiğininhakim olduğu aile tipolojisiyleasırlarca tarihsel kültür ve değerlerin nesilden nesile aktarımı gerçekleştirildiği görülmüştür.

İslamî kimlik tanımında teorik imandan ziyade, imanın tezahürleri ön plana çıkmaktadır. İslam hukukunun argümanları da bu perspektifle temellendirilmektedir.
Hz. Peygamber (s), "Her çocuk saf İslamî/insanî değerlerle doğar. Sonra ailesi onu (değerlerinden kopararak) Yahudi, Hıristiyan veya Mecusî yapar"  buyururken, değerleri yaşatan ve geleceğe aktaran ailenin kurumsal önemine vurgu yapmaktadır.

Her ne kadar bireyler aileleri, aileler toplumu, toplum milleti oluşuruyorsa da, değerler toplamıyla hepsinin çekirdeğini aile oluşturmaktadır. Zira bireyi de milletin bir parçası haline getiren ailenin şekillendirdiği değerlerdir.

Çocuklara, maddî ve manevî/ahlakî hayatlarının her anını dizayn eden imanı aşılayan ailedir. Dindar bir aile çocuğunun teslim edildiği sekülerist bir ailede ateist yetişeceği gibi, sekülerist bir ailenin çocuğu da dindar bir ailede imanlı ve ahlaklı yetişir. Bu bağlamda Müslüman bir toplumda teorik ve pratik İslamî değerlerin aktarım ve canlılığını sağlayan ailedir.

Toplum-millet bireyleri arasında sevgi ve saygı duygusu, o toplumun sağlam bir zemine oturmasını sağladığı gibi, geleceğini de güçlü temellere dayanmasınıtemin eder. Sevgi-saygı ağını kuran ailedir. Aile bireylerinin iç dünyasında oluşturulan sevgi ve saygı algı ve olgusu aileyi güvence altına aldığı gibi, kaçınılmaz olarak yansıdığı toplumu da sağlam adımlarla geleceğe taşır.

Aile, geçmişten gelen kültürü geleceğe taşıyan en önemli kurumdur. Dededen babaya aktarılan millî kültür, babadan evlatlara, onlardan da torunlara aktarılır. Dolayısıyla her aile bir kültür kaynağı, elçisi ve aktarıcısıdır. Ailede kültürel motivasyon ne kadar güçlüyse, gelecek nesiller o kadar güçlü ve sağlam yetişir.
Toplumsal değerler, beslendiği vizyon ve misyon algısıyla paralel ve orantılı olarak yaşar ve intikal eder. Bu vizyon ve misyonu içten dışa, bireyden topluma kazandıran ailedir. Vizyon ve misyondan yoksun ailelerden oluşan bir toplumun idealize edilmesi ve geleceğe umutla bakması mümkün değildir.

Örf, adet, gelenek ve törelerin ana kaynağı da ailedir. Tarihten gelen bu değerleri yaşamayan ve yaşanması için çocuklarına dinamizm kaynağı yapmayan ailelerden oluşan bir toplum geleceğini nasıl teminat altına alamaz.

Törelerin statükocu kalması düşünülemez. Sosyal gelişmelere paralel dinamize olması ve gelişmesi doğaldır. Ancak gelişirken millî formatını koruması zorunludur ki bu da ailenin hassasiyetiyle ancak sağlanabilir.

Allah, "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun"  buyurmakla hem aile reislerine büyük bir sorumluluk yüklemekte, hem görevini yapan ailenin toplumu da koruyacağının mesajını vermektedir.

Hz. Peygamber (s)’de, "Hepiniz çobansınız ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Baba ailesinden sorumludur. Anne de ev ve ailesinden sorumludur..."  buyruğuyla, maddî ve manevî bütün 'değer'lerin korunma sorumluluğunu aileye yüklemiştir. Çünkü "Aile toplumun özüdür. Onu tahribe yönelen her şey toplumun tahribine yönelmiş demektir."

Millî değerlerini kaybeden biri, aile mensubiyetini kaybettiği gibi toplumsal bireyliğini de kaybeder:

"Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O ('değerler'ini kaybeden oğlun) asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı ('değerler'ini kaybetmesi) kötü bir iştir."

Aile, kan bağıyla bağlı birkaç bireyin bir arada yaşaması değil, maddî, manevî bütün değerlerin bilgisini sentezleyerek bireye aşılayan ve ortak paydalarda buluşan ve yaşayan bir kurumdur. Hz. Peygamber (s) bunu "Hayırlı olanınız, aile efradına hayırlı olanınızdır"  buyruğuyla ifade etmiştir. Bu nedenle "Bir aileyi idare etmek, bir devleti idare etmekten daha kolay değildir" tesbitinde bulunulmuştur.

Bütün değerlerimiz İslam orjinlidir. İslam ahlakından (amel-i salih) uzaklaştığımız oranda değerlerimizden uzaklaşır ve kaybederiz.

Temel değerlerimiz şu başlıklar altında özetlenebilir:

1. Din: Varlığımızın omurgasını oluşturmaktadır. Dil, örf, adet, gelenek; kısaca toplumsal bilincimiz İslam orjinlidir. Pratik İslam'ın bilinçsel bir kaymaya uğratılması veya fonksiyonel etkisinin azalması hem hayatımızı hem geleceğimizi karartacaktır.

2. Dil: Kendimizi ifade etmemizin en önemli aracı; toplum diyalektiğinin sesidir. Kültürümüzü ancak dil'imizle dillendirebiliriz. Dil kültürümüzü içinde barındıran en önemli miraslarımızdandır. Örn. örf, tarihimiz boyunca Müslümanlarca 'bilinen toplumsal davranışları'; adet, yine toplumumuza özgü 'tekrarlanan eylemleri' ifade etmektedir. 'Selam' kelimesinin bilinçsel anlamını hangi 'sözcük'le dile getirilebilir. 'Kelime' konuşmaktan türeyen bir kelimedir ve anlamı başka harf dizeleriyle ifade edilemez. Tarihimizin derinliklerinden gelen dilimiz, yabancı 'sözcük' ve saldırılardan korunmalıdır.

3. Örf, adet ve geleneklerimiz: Bunlar, yazılı veya görsel kanunlarımız ve yaşama dayanaklarımızdır. Bunları kaybetmemiz, kendimizi kaybetmemiz demektir.

4. Sanat: Sanatımız dışında kendimizi, inancımızı, güzelliklerimizi, ruh dünyamızı, duygularımızı, rengimizi, zevkimizi, anlayışımızı, hatta hayallerimizi nasıl canlı olarak ifade edebiliriz?

Modernizm değerlerimizden çok şey alıp götürdü. Örf, adet, gelenek ve törelerimizi yakıp yıktı;gençlerimizi öz değerlerinden kopararak Batı'nın birer kuklası haline getirdi.

'Allah rızası' duygumuzu körelterek materyalizmin kucağına sürükledi. Aile yapımızda büyük tahribatlar yaptı. Sevgi, saygı, kaynaşma, yardımlaşma, fedakârlık, vefa gibi dinamiklerimizi yıktı, dünyaya nizam veren duygularımızı viraneye çevirdi.

Aile değerlerinin yeniden güçlendirilmesi ve gerçek kimliğine dönmesi geleceğimizin yegane güvencesidir. Her sorumlu Müslümanın harekete geçmesi ve 'kollarını makas gibi açarak' haykırması gerekir:

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak 
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden,
Durum diye bir laf var, buyrun size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey,
Benim adım bay Necip, babamın ki Fazıl Bey,
Utanırdı burnunu göstermekten süt ninem,
Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem!!!

NFK
 
 
 
 

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik