EKSENİNE KAYAN TÜRKİYE

Matematiksel olarak ekesen, "Bir cismi iki parçaya bölen çizgi" şeklinde tanımlanmaktadır. Dolayısıyla öğeler ortada olma şansı olmaksızın çizginin ya sağ veya sol parçada yer alır.
Dünya uzun süreden beri ideolojik olarak sağ ve sol; kültürel olarak Doğu ve Batı ekseni olarak olarak gündemde yerini almaktadır. Sovyetler Birliği'nin yıkılışına kadar ideolojik sağı ABD paydaşları; solu Rusya ve müttefikleri temsil ediyordu.

Hem ABD hem Sovyetler Birliği, başlarını çektikleri ülkeleri hem kendi safında tutmak hem de sömürmek için horoz dövüşüyle birbirlerine düşman gözükmelerine rağmen arka planda dünyayı çıkarları doğrultusunda bölüştüler ve Üstad NFK'nin,
"Düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın,
Gece gündüze muhtaç, sen de bana lazımsın" misali birbirlerini beslediler.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bir süre düşmanını kaybetmenin şaşkınlığını yaşayan ABD yeni düşman olarak seçtiği İslam Dünyası'nı bulmanın dinamizmine kavuştu ve Rusya ile perde arkasında beraberliğini sürdürdü.

Batı, tarih boyunca İslam Dünyası'nın düşmanlığından taviz vermemiştir. Güçlü olduğu zamanlarda savaşmış, zayıf olduğu dönemlerde iç ve dış entrikalarla yıkmaya çalışmıştır. Yıkmak için ekseninden kaydırılması gerekirdi. I. ve II. Meşrutiyet, İttihad ve Terakki'nin kurulması entrikaların resmileşmesidir. Osmanlı İmparatorluğu, 60-70 devletçiğe bölünerek paylaşılarak ortadan kaldırılmıştır. Ortadan kaldırılması yetmemiş, sömürmek için uzun vadeli altyapısı da hazırlanmıştır. Bu küçük devletçiklerin başına, bir araya gelmeleri mümkün olmayacak karakterdeki küçücük sultanlar, krallar, çıkarcılar atanmıştır. Sun'î ve karmaşık sınırlar ve demografik yapılanmalarla birbirleriyle uğraşmaları sağlanırken ebedi ve kalıcı paydalarda buluşmaları engellenmiştir.

Onlar için esas tehlike, 650 yıllık bir imparatorluğun mirasçısı Türkiye idi. İmparatorluk ve İslam Dünyası'nı tek çatı altında tutan hilafet yeniden dönebilir ve eski gücüne kavuşabilirdi. Bunu engellemenin tek yolu, Türkiye'yi kültürel olarak ekseninden kaydırmak ve Batı patentli bir kültür eksenine oturtmaktı.

Cumhuriyet'in kuruluşuyla öldürücü darbe vuruldu. 1400 yıllık bir tarih ve bu tarihin nesilden nesile aktardığı eşsiz kültürü inkâr edilmekle bırakılmadı; izlerinin dahi silinmesi için engizisyon mahkemelerinin kararlarını aratmayacak müeyyidelerle yasaklandı ve uygulanması ağır cezalarlara bağlandı.

Kültürünün bütün öğelerinin toplamı olan İslam, bütün cepheleriyle rafa kaldırıldı. Anadilin konuşulması yasaklandı. Tarih boyunca kullanılan ve kültürünü tarihin sayfalarına aktaran yazı men edildi. Bir gecede, tavandan tabana bir millet cahil bırakıldı. Kültürün dışa yansıması olan kılık-kıyafet cezalara bağlandı. Ezanlar susturuldu, camiler ahırlara, kışlalara dönüştürüldü. Kültürün mimarları olan alimler idam sehpalarında sallandırıldı. İlim yuvaları dağıtıldı. Kısaca Türkiye kökünden koparıldı, tarihsel ve kültürel bağları kesildi.

Osmanlı İmparatorluğu yıkılırken dünyanın üçüncü güçlü devletiydi. Onun mirası üzerine kurulan Türkiye ise her açıdan sıfır bir noktadan yarışa başlatıldı. Öyle bir noktaydı ki, ne geçmişinden kalan bir mirası, ne Batı'dan aldığı bir birikimi vardı. Anadili yasaklanmış, Batı dilini bilen kimse yoktu. Sudan çıkarılmış bir balık gibi, güçlü devletlerin önüne atıldı.
Türkiye'ye öyle bir eksen kayması yaşatıldı ki, kurulmasının üzerinden seksen yıl geçmesine rağmen "Muz Cumhuriyeti" olmaktan kurtulamadı. Ondan yirmi yıl sonra II. Dünya Savaş'ıyla yerlebir olan Almanya'dan bile yüz yıl gerideydi. 

Türkiye, öyle bir kültürel emperyalizme maruz bırakıldı ki, tekrar "kendi eksenine" dönemeyeceği bir rotaya yönlendirildi.
Ancak 'evdeki hesap çarşıyı tutmadı', iç ve dıştaki bütün gayretler hedefinden saptı. Fıtratı değiştirmek mümkün değildi.
"Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa,
Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır!
Göz yumma güneşten her ne kadar nuru kararsa,
Sonsuz ebedî, her gecenin gündüzü vardır" gerçeği su yüzüne çıkacaktı.
 
Başta Bediüzzaman'ın Risale-i Nur hareketi legal ve illegal olarak Müslümanları harekete geçirdi. Ulema, ölüm pahasına ahırlarda, mağaralarda Müslüman bir gençliği yetiştirmek için büyük fedakârlıklar gösterdi. Merhum Erbakan'ın siyasî hareketi, dindar kesimi her platformdaki çalışmalarına ivme kazandırdı. Merhum 'takunyalı' Özal'ın önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı olması dindar kesime ümit verdi. Nihayet Erdoğan'ın AK Partisi'nin mutlak bir zaferle iktidara gelmesi, Türkiye'nin eksen kaymasını kendi istikametine çevirdi.

Türkiye Kendi Ekseninde

Türkiye'nin eksen kayması hem içeride, hem dışarıda farklı mahfillerde ciddi ve korkuyla tartışıldı ise de korkunun ecele faydası olmadı. Türkiye kendi mihverine doğru rotasını çevirdi ve güven içinde akılcı, planlı ve programlı bir yola girdi.

Hem Batı Dünyası hem içerideki kuklaları çok iyi analiz etmelerine ve onu bertaraf etmek için gizli mahfillerde planlar yapmalarına; bazı dindar kesimin onu anlamamakta ısrar etmelerine rağmen Sn. Erdoğan, izlediği isabetli politika ve ileri görüşlülüğüyle bir yandan Batı'nın korkulu rüyası; diğer yandan Doğu halkının yıllarca beklediği kurtuluş umudu haline geldi. Uyutulan dev uyanmaya başladı.

İçeride, Türkiye'nin hayal bile edemediği kalkınma hamleleri gerçekleştirilirken, çağ ve konjonktüre uygun bilimsel çalışmalar hız kazandı. Savunma sanayii güçlendirildi, yerli üretimde büyük hamleler yapıldı. Ulaşım, sağlık… alanlarında önemli atılımlara imza atıldı.

Cumhuriyetin kuruluşundan beri saldırgan Kemalist-laik kesim savunma pozisyonuna düşerken, savunmada olan dindarlar gündem belirlemeye başladılar. Her seçimde AK Parti zaferle iktidara geldikçe yeni kültürel ve ekonomik kalkınma hamleleri gerçekleştirerek Türkiye'yi biraz daha 'kendi ekseni'ne oturttu.

Türkiye, bir yandan siyasî, askerî ve iktisadî dış bağımlılıktan kurtulurken, diğer yandan kendi eksenine sağlıklı oturtulabilmesi için kültürel devrimler yapılarak altyapısı hazırlandı. Dindarlara özgüven aşılayıp psikolojik formasyon kazandırıldı. Başörtüsü sorunu çözülerek üniversitelerin kapıları ve İmam Hatip Okullarının önü açıldı. Orta öğretim kurumlarına Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi yanında Kur'ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber (s)'i çocuk ve gençlere tanıtan Siyer dersleri konuldu.

Kendi içine kapanan Türkiye, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinden Çin, Kuzey Amerika'ya kadar ticarî ve sanayi işbirlikleri kurdu. 3-5 yüz milyon borç için IMF kapılarında dilenirken adı bilinmeyen ülkelere yardım elini uzatarak güç ve büyüklüğünü gösterdi. Batılı ülkeler yüz-iki yüz binden endişeye kapılırken, beş milyondan fazla mülteciyi yıllardır misafir ederek ekonomik gücünü gösterdi.

Güç ve bağımsızlıkta büyük hamleler yaparak dünya gündemine oturdu.
Bu, beraberinde bazı riskler getirdi. Uyuyan dev dostlarını sevindirirken düşmanlarının uykusunu kaçırdı. Önü kesilmek istendi. İç dinamikler harekete geçirilerek; komşu ülkeler tahrik edildi. Siyasî, askerî ve ekonomik olarak çökertilmeye çalışıldı.

Suriye, PKK, PYD ve DAİŞ ile içten ve dıştan ablukaya aldıkları Türkiye boyun eğmedi. Mülteci kriziyle AB gündeme taşınıp Türkiye zayıflatılmak istendi ise de aksine AB sınavı kaybetti. Rus uçağının düşürülmesiyle NATO vurgusu yapılmak istenince Türkiye Çin füze anlaşmasıyla planı boşa çıkardı.

Mısır darbesiyle bir kanadı kırılmak hedeflendi Türkiye sarsılmadı. 40 yıl sonra Rusya Ortadoğu'ya sokulmak istendi sonuç alınamadı.

Rusya ile ilişkileri bozularak hem ihracat hem enerji alanında darbe vurulmak istendi ise de Türkiye; Kuzey Irak, İran ve Azerbaycan ile anlaşmalar yaparak enerji kaynaklarını sağlama aldı.

Bütün bunlara rağmen o kendi eksenine daha fazla yerleşti ve açılımlarına devam etti. İslam Dünyası'nı toparlama ve eski gücüne kavuşturma çalışmalarına hız verdi ve önemli adımlar attı. İslam toplumu uyanmaya, iç ve dışta cereyan eden olayları analiz etmeye ve üzerinde oynanan oyunları anlamaya başladı.

Kırk iki İslam ülkesi bir araya geldi, 20 ülkenin katıldığı dünyanın en büyük ortak askerî tatbikatlarından biri başarıyla gerçekleştirildi.

Türk Dünyası ile muhtelif alanlarda yapılan anlaşmalarla bağlar güçlendirildi, ilşkiler geliştirildi.
Eksen Kayması mı?
 
"Türkiye'nin ekseni Doğu'ya kayıp kaymadığı" çok tartışıldı.
 
Evet, Türkiye kendi eksenine kaydı, kaymaya devam ediyor.
 
Bütün sorun da buradan kaynaklanıyor.
 
I. Meşrutiyetten itibaren Batı eksenine kayan ve Cumhuriyet'in kuruluşuyla bu eksene mahkum edilen Türkiye Batı ekseninden Doğu; kendi eksenine kayıyor. Bu kaymayla beraber Neo-Hilafet tartışmaları başalatılarak bir kez daha önü kesilmeye çalışılıyor.

Bugüne kadar Neo-Hilafet diye bir kavram yoktu. Türkiye kamuoyunda tartışılan 'Türk Usûlü Başkanlık Sistemi' iken, Fransız Prof. Gilles Kepel, "Türkiye Neo-Hilafet politikası izliyor" sözüyle ortaya attığı bu türedi kavramla neyi amaçlıyor?

İki paradokstan değerlendirilebilir:
 
A. Negatif:
 
1. Bugüne kadar kullanılmamış, ne olduğu belli olmayan uyduruk bir kavramla zihinleri bulandırmak ve bir süre de olsa kamuoyunu meşgul ettirmek. Zira halen secüler bir yapıya sahip Türkiye için Hilafet absürt bir algıdır.
2. Neo-Osmancılık, Pan-İslamizm, Pan-Türkizm gibi kavram ve sloganlarla toplum/ları ürkütmek ve yanlış algılara sürüklemek.
3. "Erdoğan hilafeti getirecek, kendisi de saltanat kurup Halife/Sultan olacak" ütopik düşünceyle Sn. Erdoğan'a karşı kamuoyu oluşturmak.
4. İslam halk ve liderlerini, "Tekrar Osmanlı sömürgeciliği geliyor ve  bağımsızlığınız elden gidiyor" gibi fobik düşüncelere sevketmek; Türkiye'ye karşı güvenlerini sarsmak; böylece Ortadoğu Birliği Projesi'ne giden yolu tıkamak.
5. 'Türkiye İslam Dünyası'nın 'efendi'si olacak, diğer ülkeler onun peyki haline gelecek ve yönetim yetkileri kısıtlanacak' algısını oluşturmak.
6. Batı'yı harekete geçirmek ve yeni tedbirler aldırarak Türkiye üzerinde baskı oluşturmak. "Türkiye'nin bunu gerçekleştirmesine sakın izin vermeyin; aksi halde hem Ortadoğu'yu kaybedersiniz, hem ekonomileriniz çöker" mesajını vermek.
7. İslamifobyayı körüklemek ve Batı'yı buna inandırmak.
 
 
B. Pozitif:
 
Hz. Peygamber (s)'den sonra Hz. Ebu Bekir'le başlayan ve İslam'ın iskeletini oluşturan Hilafet'i Yönetim kurmak ve İslam Dünyası'nı farklı ülkelerin bağımsızlığı korunarak tek çatı altında birleştirmek. Bu,
 
1. Başsız, dağınık Müslüman ülkeleri bir araya getirerek birliği sağlar.
2. Batı ve Siyonizm emperyalizmine karşı büyük bir güç oluşturur.
3. Büyük bir savunma ittifakı gerçekleştirir.
4. Sermayenin aynı çatı altında dolaşmasıyla karşılıklı kalkınma gerçekleştirilir.
5. Fakir ülkeler desteklenerek ayağa kalkmaları sağlanır.
6. Emperyalizm ve sömürüye son verilir.
7. Mezhep çatışmaları bertaraf edilir.
8. Birbirleriyle sorunları olan Müslüman ülkeler arasındaki ihtilafları giderir.
9. Dünyada Türkiye ve İslam ülkelerinin söz sahibi olmalarını sağlar.
10. Ekonomik olarak Batı'yı çökertir.
11. Türkiye, dünyanın en güçlü ülkelerinden biri haline gelir.
Sn. Erdoğan bu hayalin peşinde koşuyor.
Hayal mi?
Hayal edilmeyen bir gerçek yoktur!
Ve...bu hayal gerçekleşecektir!
 
"Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır!" (9/32)
 

Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik