Seçilmiş Cumhurbaşkanı ve Siyaset

 Yalçın Topçu

Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesiyle sistemin ve siyaset dengelerinin etkilenmesi bekleniyordu. Daha şimdiden cumhurbaşkanının meydanlarda konuşması, bir kısım siyasi mesajlar vermesi, özellikle paralel yapıyla mücadele konusunda çok aktif bir rol alması eleştirilmeye başlandı.

 

Muhalefet tarafının eleştirilerindeki gerekçeler cumhurbaşkanının tarafsızlığını ihlal ettiği noktasında düğümleniyor.

Peki, gerçekten cumhurbaşkanı tarafsızlığını ihlal ediyor mu?

Seçilmiş cumhurbaşkanının ‘sandık sorumluluğu’nu bu tartışmalar içinde nasıl konumlandıracağız?

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, eski Türkiye’nin halktan ve idrakten kopuk siyaset alışkanlıkları halen sürüyor.

Sayın Erdoğan seçim kampanyasında ‘ paralel örgütle mücadele edeceğim’ diye bas bas bağırmadı mı?

Yine, ‘ oturan değil, koşan, terleyen cumhurbaşkanı olacağım’ demedi mi? ‘

‘Yeni Türkiye’de birçok şey değişecek’  diyerek sadece mekân değişikliğini mi kastetti sanki?
 

Galiba muhalefet ‘seçilmiş cumhurbaşkanı’ kavramının ne anlama geldiğini henüz kavrayamadı. Sandığa karşı sorumluluğun ne demek olduğunu birilerinin bunlara anlatması lazım. Seçilmiş bir cumhurbaşkanının meydanlarda konuşmasının, siyasi mesajlar vermesinin, devletin ve milletin temel değerleri ve ortak çıkarlarını dile getirmesinin nasıl bir sakıncası olabilir?
 

Tarafsızlık demek çoğu kez susmak, konuşurken de suya sabuna dokunmadan ‘üst perde sözlerle’ vaziyeti idare etmek değildir. Tarafsızlık hep tartışılan, göreceli bir kavramdır. Nihayetinde insan mutlaka bir taraf olacaktır. Cumhurbaşkanı herkese karşı eşit davranmalı, adil olmalı desek daha doğru olur.  Erdoğan’ı eleştirenler Ahmet Necdet Sezer’in karar ve atamalarında tarafsızlık ve eşitlik ilkesi ne kadar uygulanmış önce buna cevap versinler. Üstelik söz konusu şahıs doğrudan seçimle gelmemişti. Şimdi nasıl bir tarafsızlık ve eşitsizlik yaşanmış onu da eleştirenlerin net şekilde ortaya koyması gerekir.
 

Öte yandan artık Türkiye’de bir ‘cumhurbaşkanlığı partisi’ realitesi vardır. Parti derken siyasetin kurumsallığının parti olarak algılanmasını kastediyorum.  İstesek de istemezsek de bu bir gerçektir. Cumhurbaşkanı artık siyasi bir kimlik. Bunun yadırganacak bir tarafı da yoktur. Başbakanın siyasi kimliğini kabul edeceksin, onun siyasi mesajlar vermesini normal karşılayacaksın ama cumhurbaşkanına bunları yasaklayacaksın. Bu tutumun hiçbir mantıklı izahı yoktur. Cumhurbaşkanı da halkın oylarıyla seçilmektedir. Oraya seçilen kişi ikinci dönemde seçilmeyi de düşünecek ve bu en doğal hakkıdır. Dolayısıyla hem sandıkta kendisini destekleyenlere hem de yeni oy isteyeceği kitlelere karşı sorumludur. Bu noktada siyasi eğilim göstermesi son derece normaldir.
 

Eski cumhurbaşkanlığı ve eski cumhurbaşkanları davranış ve tutumlarıyla yeni durumu karıştırmamak gerekir. Seçilmiş cumhurbaşkanı eskilerden farklı olmayacaksa o zaman sistemin değişmesine ne gerek vardı? Dolayısıyla yeni durum biraz garipsenecek ama zamanla  kabullenilecektir. Bu milletin ve ülkenin geçmişinde devrim gibi yenilikler yaşanmıştır. Ve zamanla akla ve vicdana uyan değişiklikler kabul edilmiştir. Muhalefetin sızlanması boşuna, yapılan değişikliği halk kendisi yapmıştır ve uygulamasını denetleyip, en geç 4,5 yıl sonra cevabını sandıkta gösterecektir.
 

İşte daha önceleri gündeme gelen ‘ partili cumhurbaşkanlığı sistemi’nin Türkiye için nasıl gerekli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Daha ileri bir ihtiyaç ise başkanlık sistemidir. Türkiye’de gelinen süreçte bunlar artık mecburiyet olmuştur.
 

367 garabetinden sonra Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi referandumuna ezici bir çoğunlukla destek verilmesiyle Türkiye yepyeni bir sürece girmiştir. Muhalefet partilerinin bunu anlamakta zorlanmasına aklen ve mantıken verilecek hiçbir cevap yoktur. Muhalefetin çözümsüzlük ve sürekli düğüm öneren usul ve üsluplarıyla geldiğimiz noktada adı ve kuralları tam olarak konulmamış yarı başkanlık sistemi cari olarak uygulanmaktadır. Buna şahsen hiçbir itirazım yoktur, ‘tek meclis tek başkan’ şartıyla başkanlık sistemine geçilmesini de şiddetle ve heyecanla savunuyorum.
 

Zamanın ruhuna, halkın eğilimlerine, değişimin hızına uygun davranmayan hiçbir siyasi yapının başarı elde etmesi mümkün değildir. Türkiye’de muhalefet partileri gerçeklikten uzak, komplo ve paranoya sarmalında siyaset izlemeyi tercih ettikleri için başarılı olamıyorlar. Bu tutum sürdürülebilir olmaktan uzaktır.
 

2015 seçimleri sonrası siyasette büyük değişiklikler olacaktır. Türk siyasetinin formatlanmaya ihtiyacı vardır.  Seçilmiş cumhurbaşkanıyla birlikte Türkiye’de sistem de halkoyuyla değişmiştir. Yeni bir anayasa şarttır. Partiler uzlaşarak bir an önce yeni anayasayı hazırlamalı ve sistemdeki eksikliği gidermelidir. Ortada fiili bir durum söz konusudur. 2015 seçimlerinde belirleyici ana gündem maddesi yeni anayasa önerileri olacaktır. 2015 sonrası yeni anayasa çalışmaları ivedilikle yapılmalıdır. Sistemin de siyasetin de rahatlaması için yeni anayasa artık elzemdir.
 

Her bir ferdin kendini hür ve mutlu hissedeceği, tarihi medeniyet kodlarımıza bağlı, dünyayla işbirliğine açık ama kendi kararlarında tam bağımsız, sürekli büyüyen ve adil paylaşılan güçlü ekonomiye sahip, düşmanlara karşı gurur duyacağımız, gelecek nesillerin de onurlu yaşayabileceği bir ülke için herkese büyük sorumluluklar düşüyor.
 

Korkularımızın esiri olmadan, kıskançlık ve haset çukurlarında boğulmadan atacağımız her adımın Büyük Türkiye’ye doğru kutlu bir yürüyüşü başlatacağını unutmayalım. 

Ve yine unutmayalım ki başka Türkiye yok!


Facebook
Twitter
  • BİZE ULAŞIN

  • Mustafa Kemal Mah. 2128. Sok. No: 13/3 Çankaya / Ankara

  • 0312 285 71 71

  • 0312 285 71 72

  • yerlidusuncedernegi06@gmail.com

www.teknovizyon.net/
YukariCik